Arapça Muzari Fiil

Muzâri fiil

Muzâri kelimesi, Türkçedeki hem geniş zaman, hem de şimdiki zaman kipi yerinde kullanılan bir kavramdır.
Bu yapıdaki fiilin hangi zaman kipine ait olduğu, genellikle beraberinde kullanılan zaman zarfları vasıtasıyla anlaşılır.

Mâzî bir sülâsî fiil, başına ي (ye) harfi getirilerek muzâri’ye (geniş zaman veya şimdiki zaman formuna) çevrilir.
Mâzî fiilin başına gelen bu يَ (ye) harfine “muzâraat yâ’sı” denir.
Arapçada bütün sülâsî fiillerin mâzî ve muzâri yapıları birlikte incelenip değerlendirildiğinde, bunların mâzî ve muzâri formda altı farklı kalıptan ibaret olduğu görülmüştür.
Bu farklılık, aşağıdaki tabloda da açıkça görüleceği üzere, mâzî ve muzâri yapılarda ‘aynu’l-fiil’in harekesinin değişiyor olmasından aynaklanmaktadır.
Gerek baştaki muzâraat harfinin harekesi, gerekse fâu’l-fiil ile lâmu’l-fiil’lerin harekeleri fiilden fiile herhangi bir değişim göstermez.
Aşağıdaki tablo incelendiğinde, 1., 2. ve 3. kalıptaki fiilerde mâzî formlar hep aynıdır.
Bütün harfler fetha ile harekelidir.
Bu üç grup fiil, mâzî yapıları aynı olmakla birlikte, muzâri yapılarında ‘aynu’l-fiil’in harekelerinin damme, kesra ve fetha olmasıyla ayrışmaktadırlar.
4., 5. ve 6. kalıptaki fiiller hem mâzî hem de muzâri yapılarında ‘aynu’l-fiil’in harekesinin farklılaşmasıyla ayrışmaktadırlar.

MaziMuzariKalıp
فَ‍‍عَ‍لَيَ‍فْ‍‍عُ‍لُBirinci kalıp
فَ‍‍عَ‍لَيَ‍فْ‍‍عِ‍لُİkinci kalıp
فَ‍‍عَ‍لَيَ‍فْ‍‍عَ‍لُÜçüncü kalıp
فَ‍‍عِ‍لَيَ‍فْ‍‍عَ‍لُDördüncü kalıp
فَ‍‍عُ‍لَيَ‍فْ‍‍عُ‍لُBeşinci kalıp
فَ‍‍عِ‍لَيَ‍فْ‍‍عِ‍لُAltıncı kalıp

D İ K K A T

Bu tabloya göre fiillerin birinci, ikinci ve üçüncü kalıplarının mâzî (geçmiş zaman) formunda her hangi bir değişikliğe uğramadığına dikkat ediniz.


Aynı şekilde muzâri formunda da fiilin ilk iki ve son harflerinin harekeleri aynıdır.
Mâzî ve muzâri fiillerin kalıplara göre harekelerindeki değişikliklerin sadece ‘aynu’l-fiil’in harekelerinde olduğuna dikkat ediniz.
Değişiklik yapılan ‘aynu’l-fiil’in harekeleri kırmızı ile gösterilmiştir.


Muzâri’de‘Aynu’l FiilMâzî’de ‘Aynu’l-FiilKalıp
كَتَبَ - يَكْتُبُDammeFetha1
جَلَسَ - يَجْلِسُKesraFetha2
فَتَحَ - يَفْتَحُFethaFetha3
عَلِمَ - يَعْلَمُFethaKesra4
حَسُنَ - يَحْسُنُDammeDamme5
حَسِبَ - يَحْسِبُKesraKesra6

D İ K K A T

Birinci kalıptan itibaren ‘aynu’l-fiil’in harekeleri dikkate alınarak oluşturulmuş olan aşağıdaki tekerleme, farklı bir ezberleme metodu olarak işe yarayabilir:
Fetha damme, fetha kesra, fethatân (fethatân: iki fetha, yani fetha fetha),
Kesra fetha, damme damme, kesretân (kesretân: iki kesra, yani kesra kesra).


MUZÂRİ FİİL ÇEKİMİ (ŞİMDİKİ/GENİŞ ZAMAN)

Mâzi bir fiil muzâriye çevrilirken yukarıda verilen kalıplardan hangisine aitse o kalıba göre muzâri formuna sokulur.
Örneğin ( كتب :yazdı) fiili birinci kalıptandır.
Birinci kalıbın ‘aynu’l-fiil’i mâzîde fetha, muzâri’de dammedir.
Dolayısıyla bu fiilin mâzîsi ( كَتَبَ (فَعَلَ , muzârisi ise (ُ يَكْتُبُ ,( يَ فْعلُ yazıyor, yazar) şeklinde olacaktır.


Muzâri Bir Fiilin Örnek Çekim Tablosu ( كَتَب : yazdı, 1. kalıp)
Çoğul (Cem)İkil (Tesniye)Tekil (Müfred)
هُمْ يَكْتُـبُونَهُمَا يَكْتُـبَانِ  هُوَ يَكْتُـبُ  ErilMuhâtabÜçüncü Şahıs
Onlar yazıyorlar, yazarlarO ikisi yazıyor yazarO yazıyor, yazar (Müzekker)MuhâtabÜçüncü Şahıs
هُنَّ يَـكْتُـبْنَهُمَا تَـكْتُـبَانِهِيَ تَـكْتُـبُ DişilMuhâtabaÜçüncü Şahıs
Onlar yazıyorlar, yazarlarO ikisi yazıyor, yazarO yazıyor, yazar(muennes)MuhâtabaÜçüncü Şahıs
أَنْتُمْ تَـكْتُـبُونَ  أَنْتُمَا تَـكْتُـبَانِأَنْتَ تَـكْتُـبُ  ErilMuhâtabİkinci Şahıs
Sizler yazıyorsunuz, yazarsınızSiz ikiniz yazıyorsunuz, yazarsınızSen yazıyorsun, yazarsın (Müzekker)Muhâtabİkinci Şahıs
أَنْتُنَّ تَـكْتُـبْنَ أَنْتُمَا تَـكْتُـبَانِأَنْتِ تَـكْتُـبِينَ  DişilMuhâtabaİkinci Şahıs
Sizler yazıyorsunuz, yazarsınızSiz ikiniz yazıyorsunuz, yazarsınızSen yazıyorsun, yazarsın(muennes)Muhâtabaİkinci Şahıs
نَحْنُ نَـكْتُـبُنَحْنُ نَـكْتُـبُ أَنَا أَكْتُـبُEril-DişilMutekellimBirinci Şahıs
Biz yazıyoruz, yazarızBen yazıyorum, yazarım(muzekker-muennes)MutekellimBirinci Şahıs

Mâzî bir fiili şimdiki zamana çevrirken fiilin başına bazı şahıslarda ye, bazılarında ise te, elif ve nun gibi harflerin getirilmiş olduğunu fark ediniz.
“ ن, أ, تَ, ي ” den oluşan bu harfler, أَنْيَتُ kelimesinde bir araya getirilmiş olup, tümüne muzâraat harfleri adı verilir.

Muzâri Fiilin Olumsuzu

Arapça muzâri fiil olumsuz yapılırken başına ( ما veya لا ) olumsuzluk edatlarından biri getirilir; ancak لا olumsuzluk edatı daha yaygın olarak kullanılır.
Bu ( لا )’ya olumsuzluk lâ’sı anlamında "lâ en-nâfiye" adı verilir.
Muzâri fiilin olumsuz çekimini aşağıdaki tabloda görelim.
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ لا يَكْتُبُونَ
Onlar yazmıyorlar
ههُا لا يَكْتُبَانِ
O ikisi yazmıyor
هُوَ لا يَكْتُبُ
O yazmıyor
Gaib
هُنَّ لا يَكْتُبْنَ
Onlar yazmıyorlar
ههُا لا تَكْتُبانِ
O ikisi yazmıyor
هِيَ لا تَكْتُبُ
O yazmıyor
Gaibe
أَنْتُمْ لا تَكْتُبونَ
Sizler yazmıyorsunuz
أَنْتُما لا تَكْتُبانِ
Siz ikiniz yazmıyorsunuz
أَنْتَ لا تَكْتُبُ
Sen yazmıyorsun
Muhâtab
أَنْتُنَّ لا تَكْتُبْنَ
Sizler yazmıyorsunuz
أَنْتُما لا تَكْتُبانِ
Siz ikiniz yazmıyorsunuz
أَنْتِ لا تَكْتُبينَ
Sen yazmıyorsun
Muhataba
نَحْنُ لا نَكْتُبُ
Biz yazmıyoruz

أَنا لا أَكْتُبُ
Ben yazmıyorum
Mutekellim

Dikkat edileceği üzere, olumsuzluk ( لا )’sının başa gelmesiyle muzâri fiil çekimimizde, fiilin son harekesinde veya yapısında herhangi bir değişiklik olmadı.
Şimdi muzâri fiilin olumsuz kullanımıyla ilgili birkaç örnek cümle yapalım.
هلْ تَذْهَبُ إلى السّوق؟Pazara mı gidiyorsun?
لا، لا أذْهَبُ إلى السّوقHayır, pazara gitmiyorum.
هلْ تَشْرَبينَ القَهوَة؟Kahve içer misin?
لا، لا أشْرَبُ القَهْوَة. أَشْرَبُ الشايَHayır, kahve içmem. Çay içerim.
Şimdi de fiili olumsuz muzâri yapısında olan bazı cümlelerin i‘râbını yapalım.
لا نَذْهَبُ إلى المَسْرَحِTiyatroya gitmiyoruz.
لا : Lâ en-nâfiye
نَذْهَبُ : Muzâri fiil ve fâ‘ili gizli zamir ( نحن )
إلى : Harf-i cer
المَسْرَحِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
لا أضْحَكُ على هذه القِصَّة Bu hikâyeye gülmüyorum.
لا : Lâ en-nâfiye
أضْحَكُ : Muzâri fiil ve fâ‘ili gizli zamir ( أنا )
على : Harf-i cer
هذه : İşaret sıfatı (ismu’l-işâra), mahallen mecrûr, çünkü mebnî.
القِصّةِ : Muşârun ileyh, mecrûr (çünkü işaret sıfatına uymak zorunda), cer alâmeti sondaki kesra.

لَمْ ile Olumsuz Mâzî

لَمْ (lem), bir cezm edatıdır.
Sadece muzâri fiilin başına gelir.
Cezm edatı olduğu için, başına geldiği muzâri fiili cezm eder.
Fiilin muzâri anlamını da değiştirerek olumsuz mâzîye çevirir.
Dolayısıyla olumsuz mâzî (olumsuz di’li geçmiş) anlamı iki yolla elde edilir:
1. Fiilin mâzî formunun başına olumsuzluk “mâ”sı getirmek;
2. Fiilin muzârisinin başına “lem” cezm edatı getirmek.
Her iki şekilde de aynı anlam elde edilmiş olur.
Örneğin;
ما كَتَبَ = لَمْ يَكتُبْ (yazmadı)
لَمْ ’in kendisinden sonraki muzâri fiil üzerinde i‘râb yönünden nasıl bir etki yaptığını, merfû olan muzâri fiili nasıl meczûma dönüştürdüğünü anlayabilmek için cezm alâmetlerinin veya göstergelerinin neler olduğunu bilmemiz gerekmektedir.

Cezm Alâmetleri

Cezm, isimlerle ilgili bir kavram olmayıp, sadece fiillerle ilgili bir kavramdır ve fiillerin de son harfinin harekeleri veya son ekleriyle alakalıdır.
Cezm veya Türkçe kullanımıyla “cezim”, şu şekilde tanımlanabilir:
“Bir fiilin sonunun ‘sükûn’ ile harekelenmesi veya ‘sükûn’ harekesinin yerine geçecek başka bir alâmeti barındırması durumudur”.
Üzerinde cezm alâmeti barındıran fiile “meczûm” (yani cezm edilmiş, cezimli) denir.
Her fiil kipi için cezm söz konusu değildir; başında cezm edatı bulunan muzâri fiiller, emir veya nehiy kipine dönüşen muzâri fiiller meczûmdurlar.
Dolayısıyla sadece muzâri fiiller cezm edilebilirler, mâzî fiil için veya gelecek zaman kipi için cezim söz konusu değildir.
Çekim biçimini daha önce görmüş olduğumuz muzâri fiil, aslında “merfû” haldeki muzâri fiildir.
Merfû haldeki bu muzâri fiil, başında bir cezm edatı kullanıldığında veya emir ya da nehiy kipine dönüştürüldüğünde aşağıdaki işlemlerden biri ile meczûm yapılır.
Başka bir deyişle, aşağıdaki işlemler, bir muzâri fiilin cezm edilmiş olduğunun göstergeleri, alâmetleridir:
1. Muzâri fiilin son harfinin damme harekesinin sükûna çevrilmesi:
Bildiğiniz gibi bir muzâri fiilin 3. tekil şahıs eril ve dişil, 2. tekil şahıs eril ve 1. tekil ve 1. çoğul şahıs yapıları sonlarına ek almazlar, son harflerinin harekeleri damme’dir.
Aslında bu damme, fiilin merfû oluşunun alâmetidir ve “sükûn” harekesine dönüştüğünde fiil meczûm olmuş olur.
Fiilin cezm edilmiş olduğunun alâmeti, yani cezm alâmeti, damme harekesinin sükûna dönüşmüş olmasıdır.
Ama biz kısaca, cezm alâmeti “sükûn” deriz.
Şimdi bunu, ilgili muzâri fiil yapılarının başına bir cezm edatı, mesela ( لَمْ ) getirerek örneklendirelim.
هو لَمْ يَكْتُبْهو يَكْتُبُ
هي لَمْ تَكْتُبْهي تَكْتُبُ
أنتَ لَمْ تَكْتُبْأنتَ تَكْتُبُ
أنا لَمْ أَكْتُبْأنا أَكْتُبُ
نحن لَمْ نَكْتُبْنحن نَكْتُبُ
Dikkat edileceği üzere, yukarıdaki örneklerde damme ile merfû olan muzâri fiiller, bir cezm edatı olan ( لَمْ ) dolayısıyla meczûm oldular.
Bu örneklerde meczûm fiillerin cezm alâmetleri, sonlarındaki damme harekesinin “sükûn”a dönüşmüş olmasıdır; kısaca “sükûn”dur.

2. Merfû hâldeki muzâri fiilin sonunda bulunan ( ِين ) ( ون ) ( ان ) eklerindeki nûn’ların düşürülmesi.
3. ikil eril ve dişil şahıslarda, 3. ve 2. çoğul eril şahıslarda ve 2. tekil dişil şahısta fiilin sonuna gelen eklerdeki nûn’ların varlığı ref alâmeti iken, düşürülmesi cezm alâmetidir.
Şunu da unutmayalım ki, eril çoğullarda düşürülen nûn harfinin yerine vâv’lardan sonra mutlaka bir elif harfi getirilir.
Şimdi bunları yine muzâri fiilin ilgili yapılarını ( لَمْ ) ile kullanarak örneklendirelim.
هما لَمْ يَكْتُبَاهما يَكْتُبَانِ
هما لَمْ تَكْتُبَاهما تَكْتُبَانِ
أنتِ لَمْ تَكْتُبِأنتِ تَكْتُبِينَ
أنتما لَمْ تَكْتُبَاأنتما تَكْتُبَانِ
هم لَمْ يَكْتُبُواهم يَكْتُبُونَ
أنتم لَمْ تَكْتُبُواأنتم تَكْتُبُونَ
Dikkat edileceği üzere, yukarıdaki örneklerde nûn’ların varlığı ile merfû olan muzâri fiiller, bir cezm edatı olan ( لَمْ ) dolayısıyla meczûm oldular.
Bu örneklerde meczûm fiillerin cezm alâmetleri, sonlarındaki nûn’ların düşmüş olmasıdır (hazfu’n-nûn veya sukûtu’n-nûn).
Fiilin 3. ve 2. çoğul eril formlarında nûn’ların düşürülmesinden sonra yerlerine elif getirilmiş olduğunu fark etmiş olmalıyız.
Not: Muzâri fiilin 3. ve 2. çoğul şahıs dişil formlarındaki nûn’lar (nûnu’n-nisve’ler) fiile bitişik özne zamiri olmaları dolayısıyla hiçbir zaman düşmezler, her durumda varlıklarını muhafaza ederler.
Örnek:
هُنّ لَمْ يَكْتُبْنَهُنّ يَكْتُبْنَ
أنتُّ لَمْ تَكْتُبْنَأنتُّ تَكْتُبْنَ
Dikkat edileceği üzere yukarıdaki örneklerde muzâri fiilin başına bir cezm edatı olan ( لَمْ ) gelmesine rağmen, muzâri fiilin yapısında hiçbir değişiklik olmadı.
3. Muda‘‘af fiillerde şeddenin üstündeki damme harekesinin fethaya dönüştürülmesi.
Bilindiği üzere şedde harekesi tıpkı sükûn harekesi gibi harfin kendi sesini verir, ünsüzdür.
Şedde ve sükûn işlevsel olarak aynı olduğundan birlikte bulunamazlar.
Bu yüzden sâlim fiillerden farklı olarak, muda‘‘af fiillerin sonuna ek almayan muzâri formları (bunlar, 1. maddede de belirtildiği üzere muzâri fiilin 3. tekil eril ve dişil şahıs, 2. tekil eril şahıs ve 1. tekil ve 1. çoğul şahıs yapılarıdır) cezm edilirken, şeddenin üstündeki damme harekesi fetha harekesine dönüştürülür ve cezm alâmeti muda‘‘af fiilin ilgili formları için “fetha” olarak kabul edilir.
Örnek:
هو لَمْ يَمُرَّهو يَمُرُّ
4. Nâkıs ve lefîf fiillerde sondaki illetli harfin düşürülmesi.
Nâkıs ve lefîf fiillerin lâmu’l-fiilleri, yani son harfleri illetlidir.
Bu fiillerin muzârilerinde illetli harfler sadece kendilerinden önceki harfin harekesini uzatan med harfleri konumundadırlar ve meczûm olacaklarında sondaki illetli harf düşürülür.
Cezm alâmeti, illetli harfin düşürülmesi (hazf harfi’l-‘ille veya sukût harfi’l-‘ille)’dir.
Örnek:
هو لَمْ يَمْشِهو يَمْشِي
هو لَمْ يَدْعُهو يَدْعُو
Her iki örnekte de, “lem” cezm edatından dolayı meczûm olan muzâri fiillerde cezm alâmeti illetli harfin düşürülmesidir, çünkü bu fiiller nâkıs fiillerdir.
هو لَمْ يَرْوِهو يَرْوِي
Bu örnekte de, lefîf fiilin muzârisi “lem”den dolayı meczûmdur ve cezm alâmeti illetli harfin düşürülmesidir, çünkü lefîf fiildir.
Şimdi muzâri bir fiili ( لَمْ ) ile çekelim ve muzâri fiilin sonunda meydana gelen değişimi cezm alâmetleri yönünden inceleyelim:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ لَمْ يَكْتُبُوا
Onlar yazmadılar
هُما لَمْ يَكْتُبَا
O ikisi yazmadılarَ
هُوَ لَمْ يَكْتُب
O yazmadı
Gaib
هُنَّ لَمْ يَكْتُبْنَ
Onlar yazmadılar
هُما لَمْ تَكْتُبا
O ikisi yazmadılarَ
هِي لَمْ تَكْتُب
O yazmadı
Gaibe
أَنْتُمْ لَمْ تَكْتُبوا
Sizler yazmadınız
أَنْتُما لَمْ تَكْتُبا
Siz ikiniz yazmadınız
أَنْتَ لَمْ تَكْتُب
Sen yazmadın
Muhâtab
أَنْتُنَّ لَمْ تَكْتُبْنَ
Sizler yazmadınız
أَنْتُما لَمْ تَكْتُبا
Siz ikiniz yazmadınız
أَنْتِ لَمْ تَكْتُبي
Sen yazmadın
Muhataba
نَحْنُ لَمْ نَكْتُبْ
Biz yazmadık

أَنا لَمْ أَكْتُبْ
Ben yazmadım
Mutekellim
Şimdi ( لَمْ ) ile kullanılmış fiillerle oluşturulan iki cümlenin i‘râbına bir göz atalım:
لَمْ يَذْهَبْ اللّعِبُ إلى المَلْعَبِ Oyuncu stadyuma gitmedi.
لَمْ : Cezm edatı, fiil-i muzâriyi cezm eder ve anlamını olumsuz mâzîye çevirir.
يَذْهَبْ : Muzâri fiil, meczûm, cezm alâmeti sondaki sükûn.
اللاعِبُ : Fâ‘il, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
إلى : Harf-i cer
الملَْعَبِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
لَمْ تَشْرَبي قَهْوَةً تُرْكِيّةً بَعْدَ الفطور Kahvaltıdan sonra bir Türk kahvesi içmedin.
لَمْ : Cezm edatı, fiil-i muzâriyi cezm eder ve anlamını olumsuz mâzîye çevirir.
تَشْرَبي : Muzâri fiil, meczûm, cezm alâmeti nûn harfinin düşürülmesi, fâ‘ili bitişik zamir olan yâu’lmuhâtaba ( ي )
قَهْوَةً : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, aynı zamanda mevsuf.
قَهْوَةً : تُرْكِيّةً ’in sıfatıdır, dolayısıyla onun gibi tekil, dişil, belirsiz ve mansûbtur.
بَعْدَ : Zarf, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, muzâf.
الفطور : Muzâfun ileyh, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.

Mudaaf Fiilin Muzâri Çekimi

Mudaaf fiilin muzâri formu, sâlim fiilin muzâri formundan farklıdır.
İkinci ve üçüncü harflerin (‘aynu’l-fi‘l’in ve lâmu’l-fi‘l’in) aynı olması dolayısıyla tek harfe indirgenip şeddelenmesi (idgâm) sonucu, muzâride en önemli hareke olan ‘aynu’l-fi‘l’in harekesi fâu’l- fi‘l’e aktarılır.
Dolayısıyla mudaaf fiillerin muzârilerinde ‘aynu’l-fi‘l’lerin harekeleri birinci harfin, yani fâu’l- fi‘l’in üstünde görünür.
Örnek:
مَدَّ .1 fiili birinci kalıptandır. Dolayısıyla aslı ( مَدَدَ - يَمْدُدُ ) biçimindedir.
İdgâm uygulandığında mâzî formu مَدَّ olurken, muzâri formu يَمُدُّ biçimini alır.
فَرَّ . 2 fiili ikinci kalıptandır. Dolayısıyla aslı ( فَرَرَ - يَفْرِرُ ) biçimindedir.
İdgâm uygulandığında mâzî formu فَرَّ olurken, muzâri formu يَفِرُّ biçimini alır.
مَلَّ . 3 fiili dördüncü kalıptandır. Dolayısıyla aslı ( مَلِلَ - يَمْلَلُ ) biçimindedir.
İdgâm uygulandığında mâzî formu مَلَّ olurken, muzâri formu يَمَلُّ biçimini alır.
Mudaaf fiilin muzârisindeki bu yapısal fark kavrandıktan sonra, herhangi bir mudaaf fiilin muzâri çekiminin, sâlim bir fiilin muzâri çekiminden pek bir farkı olmadığını fark edeceksiniz.
Birinci kalıptan olan مَدَّ fiilinin muzâri çekimi
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَمُدّونَهُما يَمُدّانِهُوَ يمُدُّGâib
Onlar uzatıyorlar, uzatırlarO ikisi uzatıyor, uzatırO uzatıyor, uzatırGâib
هُنَّ يَمُدْنَ / يَمْدُدْنَهُما تَمُدّانِهِيَ تَمُدُّGâibe
Onlar uzatıyorlar, uzatırlarO ikisi uzatıyor, uzatırO uzatıyor, uzatırGâibe
أَنْتُمْ تَمُدّونَأَنْتُما تَمُدّانِأَنْتَ تَمُدُّMuhâtab
Sizler uzatıyorsunuz, uzatırsınızSiz ikiniz uzatıyorsunuz, uzatırsınızSen uzatıyorsun, uzatırsınMuhâtab
أَنْتُنَّ تَمُدْنَ / تَمْدُدْنَأَنْتُما تَمُدّانِأَنْتِ تَمُدّينَMuhâtaba
Sizler uzatıyorsunuz, uzatırsınızSiz ikiniz uzatıyorsunuz, uzatırsınızSen uzatıyorsun, uzatırsınMuhâtaba
نَحْنُ نَمُدُّأَنا أَمُدُّMutekellim
Biz uzatıyoruz, uzatırızBen uzatıyorum, uzatırımMutekellim
Şimdi mudaaf fiilin muzâri formu ile kurulu aşağıdaki cümlenin i‘râbını yapalım:
البَنَاتُ يَشْمُمْنَ رائِحَةَ الأَزْهارِ الْجَميلَةِ في الْحَدِيقَةِKızlar, bahçedeki güzel çiçeklerin kokusunu kokluyorlar.
البَنَاتُ : Mubteda, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
يَشْمُمْنَ : Bu fiil ile başlayan cümle, fiil cümlesi olarak mubtedanın haberidir, mahallen merfûdur (çünkü cümlelerin i‘râbı mahallendir)
يَشْمُمْنَ : Muzâri fiil, üçüncü çoğul şahıs, dişil, fâili bitişik zamir nûnu’n-nisve ( ن ) , (Bu fiili يَشُمْنَ biçiminde da kullanmak mümkündü!).
رائِحَةَ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, ayrıca muzâf.
الأَزْهارِ : Muzâfun ileyh, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra, aynı zamanda mevsûf.
الأَزْهارِ : الْجَميلَةِ ’nin sıfatı, dolayısıyla onun gibi, belirli, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra; mevsûfu olan الأَزْهارِ gayr-ı âkil çoğul formunda olduğu için tekil dişil kabul edildiğinden sıfatı olan الْجَميلَةِ de tekil, dişil.
في : Harf-i cer
الْحَدِيقَةِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.

Mudaaf Fiilin Olumsuz Çekimi

Muzâri Olumsuz
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ لا يَمُدّونَهُما لا يَمُدّانِهُوَ لا يمُدُّGâib
Onlar uzatmıyorlar, uzatmazlarO ikisi uzatmıyor, uzatmazO uzatmıyor, uzatmazGâib
هُنَّ لا يَمُدْنَ / لا يَمْدُدْنَهُما لا تَمُدّانِهِيَ لا تَمُدُّGâibe
Onlar uzatmıyorlar, uzatmazlarO ikisi uzatmıyor, uzatmazO uzatmıyor, uzatmazGâibe
أَنْتُمْ لا تَمُدّونَأَنْتُما لا تَمُدّانِأَنْتَ لا تَمُدُّMuhâtab
Sizler uzatmıyorsunuz, uzatmazsınızSiz ikiniz uzatmıyorsunuz, uzatmazsınızSen uzatmıyorsun, uzatmazsınMuhâtab
أَنْتُنَّ لا تَمُدْنَ / تَمْدُدْنَأَنْتُما لا تَمُدّانِأَنْتِ لا تَمُدّينَMuhâtaba
Sizler uzatmıyorsunuz, uzatmazsınızSiz ikiniz uzatmıyorsunuz, uzatmazsınızSen uzatmıyorsun, uzatmazsınMuhâtaba
نَحْنُ لا نَمُدُّأَنا لا أَمُدُّMutekellim
Biz uzatmıyoruz, uzatmayızBen uzatmıyorum, uzatmamMutekellim
Şimdi mudaaf fiilin olumsuz muzârisi ile kurulmuş bir cümlenin i‘râbını yapalım.
لا يَقُصُّ الأبُ قِصَّةًBaba bir hikâye anlatmıyor.
لا : Lâ en-nâfiye
يَقُصُّ : Muzâri fiil, üçüncü tekil şahıs, eril.
الأبُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
قِصّةً Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.

أَنْ ile Mastar Yapmak

Muzâri fiilden önce gelen ( أَنْ ) edatı, muzâri fiile mastar anlamı kazandırır.
Aynı zamanda da fiilin sonunu nasb eder.
أَنْ يَشْرَبَiçmek, onun içmesiيَشْرَبُiçiyor, içer
أَنْ أَشْرَبَiçmek, benim içmemأَشْرَبُiçiyorum, içerim
أَنْ يَأْكُلَyemek, onun yemesiيَأْكُلُyiyor, yer
أَنْ آكُلَyemek, benim yememآكُلُyiyorum, yerim
Muzâri fiilde nasb alâmetleri, fiilin sonundaki dammenin fethaya dönüşmesi, nûnu nisve hariç olmak üzere muzâri fiilin sonuna eklenen nûnların düşmesidir.
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
أَنْ يَشْرَبُواأَنْ يَشْرَباأَنْ يَشْرَبَGâib
içmek, (onların) içmeleriiçmek, (o ikisinin) içmesiَiçmek, (onun) içmesiGâib
أَنْ يَشْرَبْنَأَنْ تَشْرَباأَنْ تَشْرَبَGâibe
içmek, (onların) içmeleriiçmek, (o ikisinin) içmesiَiçmek, (onun) içmesiGâibe
أَنْ تَشْرَبُواأَنْ تَشْرَباأَنْ تَشْرَبَMuhâtab
içmek, (sizin) içmeniziçmek, (ikinizin) içmesiَiçmek, (senin) içmenMuhâtab
أنْ تَشْرَبْنَأَنْ تَشْرَباأَنْ تَشْرَبيMuhâtaba
içmek, (sizin) içmeniziçmek, (ikinizin) içmesiَiçmek, (senin) içmenMuhâtaba
أَنْ نَشْرَبَأنْ أَشْرَبَMutekellim
içmek, (bizim) içmemizَiçmek, (benim) içmemMutekellim

هُوَ يُريدُ أَنْ يَذْهَبَ إلى المَسْجِدO (erkek) camiye gitmek istiyor.
هِيَ تُريدُ أَنْ تَذْهَبَ إلى السُّوقO (kadın) çarşıya gitmek istiyor. .
هَلْ (أَنْتَ) تُريدُ أَنْ تَذْهَبَ إلى الجامِعَة؟(Sen) üniversiteye gitmek istiyor musun?
هَلْ (أَنْتِ) تُريدينَ أَنْ تَذْهَبي إلى المَطْعَم؟(Sen) lokantaya gitmek istiyor musun?
أَنا أُريدُ أَنْ أَذْهَبَ إلى البَيْتِBen eve gitmek istiyorum. .
نَحْنُ نُريدُ أَنْ نَذْهَبَ إلى الحديقةِBiz parka gitmek istiyoruz. .

Mehmûz Fiillerin Mâzî ve Muzâri Çekimi

Sahîh fiiller grubunun üçüncü ögesi olan Mehmûz fiiller, yapısında hemze bulunan fiillerdir.
Mehmûz fiiller, hemzenin fiilin başında, ortasında veya sonunda oluşuna göre üçe ayrılırlar.
İlk harfi, yani fâu’l-fi‘l’i hemzeli olan fiillere mehmûzu’l-fâ (örneğin: أَكَلَ );
orta harfi, yani ‘aynu’l-fi‘l’i hemzeli olan fiillere mehmûzu’l-‘ayn (örneğin: سَأَلَ );
son harfi, yani lâmu’l-fi‘l’i hemzeli olan fiillere de mehmûzu’l-lâm (örneğin: قَرَأ ) adı verilir.
Hangi türden olursa olsun mehmûz fiillerin mâzî ve muzâri çekimleri, tıpkı sâlim bir fiilin mâzî ve muzâri çekimi gibidir.

Mehmûzu’l-fâ’nın Muzâri Çekimi

Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَأْكُلونَهُما يَأْكُلانِهُو يَأْكُلُGâib
Onlar yiyorlar, yerlerO ikisi yiyor, yerO yiyor, yerGâib
هُنَّ يَأْكُلْنَهُما تَأْكُلانِهِي تَأْكُلُGâibe
Onlar yiyorlar, yerlerO ikisi yiyor, yerO yiyor, yerGâibe
أَنْتُمْ تَأْكُلونَأَنْتُما تَأْكُلانِأَنْتَ تَأْكُلُMuhâtab
Sizler yiyorsunuz, yersinizSiz ikiniz yiyorsunuz, yersinizSen yiyorsun, yersinMuhâtab
أَنْتُنَّ تَأْكُلْنَأَنْتُما تَأْكُلانِأَنْتِ تَأْكُلينMuhâtaba
Sizler yiyorsunuz, yersinizSiz ikiniz yiyorsunuz, yersinizSen yiyorsun, yersinMuhâtaba
نَحْنُ نَأْكُلُأَنا آكُلُMutekellim
Biz yiyoruz, yerizBen yiyorum, yerimMutekellim

لا يأْكُلُ الطّالِبُ الغَداءَ في المَدْرَسَةِÖğrenci, öğle yemeğini okulda yemiyor.
لا : Olumsuzluk edatı
يأْكُلُ : Muzâri fiil (mehmûz), üçüncü tekil şahıs, eril.
الطّالِبُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
الغَداءَ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.
في : Harf-i cer
المَدْرَسةِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.

Mehmûzu’l-lâm’ın Muzâri Çekimi

قَرَأَ fiili üçüncü kalıptandır. Muzâri çekimi aşağıdaki gibidir.
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَقْرَؤونَهُما يَقْرَآنِهُوَ يَقْرَأُGâib
Onlar okuyorlar, okurlarO ikisi okuyor, okurO okuyor, okurGâib
هُنَّ يَقْرَأْنَهُما تَقْرَآنِهِيَ تَقْرَأُGâibe
Onlar okuyorlar, okurlarO ikisi okuyor, okurO okuyor, okurGâibe
أَنْتُمْ تَقْرَؤونَأَنْتُما تَقْرَآنِأَنْتَ تَقْرَأُMuhâtab
Sizler okuyorsunuz, okursunuzSiz ikiniz okuyorsunuz, okursunuzSen okuyorsun, okursunMuhâtab
أَنْتُنَّ تَقْرَأْنَأَنْتُما تَقْرَآنِأَنْتِ تَقْرَئِينَMuhâtaba
Sizler okuyorsunuz, okursunuzSiz ikiniz okuyorsunuz, okursunuzSen okuyorsun, okursunMuhâtaba
نَحْنُ نَقْرَأُأَنا أقْرَأُMutekellim
Biz okuyoruz, okuruzBen okuyorum, okurumMutekellim

تَقْرَأُ البِنْتُ العِراقِيَّةُ قَصَصَ الأَنْبِياءِIraklı kız, peygamberlerin kıssalarını okuyor.
تَقْرَأُ : Muzâri fiil (mehmûz), üçüncü tekil şahıs, dişil.
البِنْتُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
البِنْتُ : العِراقِيَّةُ ’nun sıfatıdır, dolayısıyla onun gibi tekil, dişil, belirli ve merfûdur.
قِصَصَ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha; ayrıca muzâf.
الأَنْبِياءِ : Muzâfun ileyh, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.

Misâl-i Vâvî'nin Muzâri Çekimi

Misâl-i vâvîler genellikle 2. kalıptandır ve 2. kalıptan olan misâl-i vâvilerin muzârilerinde baştaki vâv düşer.
Bundan sonra muzâri çekime tıpkı sâlim bir fiildeki gibi devam edilir.
يَجِدُيَوْجِدُوَجَدَ
يَصِليَوْصِلُوَصَلَ

Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَجِدونَهُما يَجِدانِهُوَ يَجِدُGâib
Onlar buluyorlar, bulurlarO ikisi buluyor, bulurO buluyor, bulurGâib
هُنَّ يَجِدْنَهُما تَجِدانِهيِ تَجِدُGâibe
Onlar buluyorlar, bulurlarO ikisi buluyor, bulurO buluyor, bulurGâibe
أَنْتُمْ تَجِدونَأَنْتُما تَجِدانِأَنْتَ تَجِدُMuhâtab
Sizler buluyorsunuz, bulursunuzSiz ikiniz buluyorsunuz, bulursunuzSen buluyorsun, bulursunMuhâtab
أَنْتُنَّ تَجِدْنَأَنْتُما تَجِدانِأَنْتِ تَجِدينَMuhâtaba
Sizler buluyorsunuz, bulursunuzSiz ikiniz buluyorsunuz, bulursunuzSen buluyorsun, bulursunMuhâtaba
نَحْنُ نَجِدُأَنا أَجِدُMutekellim
Biz buluyoruz, buluruzBen buluyorum, bulurumMutekellim
Misâl fiillerin olumsuz çekimleri de tıpkı sahîh fiillerin olumsuz çekimleri gibidir.
Daha önceki bölümlerde de değinildiği gibi mâzî olumsuz çekiminde fiilin başına ما ; muzâri olumsuz çekiminde fiilin başına لا veya ما olumsuzluk edatları getirilir.
Şimdi yapısında olumsuz muzâri formda misâl fiil içeren bir cümlenin i‘râbını yapalım:
الأطِبّاءُ لا يَعِدونَ النّاسَ بالمُعْجِزَةِDoktorlar insanlara mucize vaat etmiyorlar.
الأطِبّاءُ : Mubteda, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
لا : Lâ en-nâfiye
يَعِدونَ : Bu fiil ile başlayan cümle, fiil cümlesi olarak mubtedanın haberidir, mahallen merfûdur (çünkü cümlelerin i‘râbı mahallendir);
يَعِدونَ : Muzâri fiil (misâl), üçüncü çoğul şahıs, eril, fâili bitişik zamir olan vâvu’l-cemâ‘a.
النّاسَ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.
بِ : Harf-i cer
المُعْجِزَةِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
Misâl-i yâ’îlerin mâzî ve muzâri çekimi tıpkı sâlim bir fiilin mâzî ve muzâri çekimi gibidir.
Misâl-i vâvîden farklı olarak misâl-i yâ’înin muzârisinde illet harfi düşmez.
Örneğin;
Kolaylaşmak, kolay olmakيَيْسُرُيَسُرَ
Olgunlaşmakيَيْنَعُيَنَعَ
Kurumakيَيْبَسُيَبِسَ

Ecvef Fiilin Muzâri Çekimi

Muzâri çekime geçmeden önce, ecvef fiillerin muzâri yapılarında meydana gelen değişimi ve buna ilişkin kuralları öğrenelim.
Evcef fiillerden örneğin 1. kalıptan ( قالَ ) ’nin muzârisinin 2. ,(يَقُولُ) kalıptan ( سارَ )’nin muzârisinin 4. (يَسِيرُ) kalıptan ( نامَ )’nin muzârisinin ( يَنامُ ) olduğunu söyleyelim.
Bu muzâri yapıların, sâlim fiili anlatırken gösterdiğimiz fiil kalıplarının standart formlarına uymamış olduğunu fark ediyorsunuzdur.
Ecvef fiilin mâzi çekimini anlatırken ( قَوَلَ ) ’nin nasıl ( قَالَ ) ’ye dönüştüğünü ve bu dönüşüme neden olan kurallar bütününü öğrendiniz.
Şimdi de ecvef fiilerin muzârilerinin yukarıdaki görünüme nasıl dönüştüğünü görelim.
Bildiğiniz gibi ( قَالَ )’nin aslı ( قَوَلَ )’dir.
Birinci kalıptan bir fiil olduğu için muzari formu ( يَقْوُلُ ) biçiminde gelmesi gerekirken, bu şekilde değil de ( يَقُولُ ) biçiminde kullanılmaktadır.
Bunun sebebi şu kuraldır:

Kural:

İlletli harf harekeli, kendisinden önceki sağlam harf harekesiz ise illetli harfin harekesi kendisinden önceki harfe verilir.
İlletli harf, bu harekeye uygun illetli harfe dönüşür.
Bunu ( يَقْوُلُ ) örneğinde uyguladığımızda, illetli harf olan vâv’ın damme ile harekeli olmasına karşılık, kendisinden önceki sağlam ( ق - kâf) harfi harekesizdir (yâni sâkin, sükûnludur).
Bu durumda vâv’ın dammesi kâf’a verilmiştir.
Vâv harfi, zaten damme harekesini uzatan illetli harf olduğu için görünümünü korumuş ve böylece muzâri fiilimiz ( يَقُولُ ) biçimini almıştır.
Aynı durumu, ikinci kalıptan bir fiil olan -yani illetli harfinin aslı ye olan ( سارَ ) ’nin muzârisinde de görüyoruz.
Normal koşulda ( يَسْيِرُ – yes-yi-ru) biçiminde gelmesi beklenen muzâri yapı, bu kural dolayısıyla يَسِيرُ - yesîru olmuştur; yani ye’nin kesra harekesi kendisinden önceki ( س – sin) harfine aktarılmış, kendisi zaten kesra harekesini uzatan illetli harf olduğu için değişmemiş ve muzâri fiil böylece ( يَسِيرُ ) biçimini almıştır.
Şimdi de dördüncü kalıptan bir fiil olan ve illetli harfinin aslı vâv olan ( نامَ ) ’nin muzârisini ele alalım.
Normal koşulda ( يَنْوَمُ – yen-ve-mu) biçiminde gelmesi beklenen muzâri yapı, bu kural gereği ( يَنامُ ) biçimine dönüşmüştür.
Çünkü buradaki vâv harfi fetha ile harekeli iken, kendisinden önce gelen sağlam ( ن – nûn) harfi harekesizdir.
Vâv’ın fethası nûn harfine aktarılmış, böylece ( يَنَوَمُ ) olmuş, vâv da kendisinden önceki harfin fetha harekesini uzatmaya uygun bir illetli harfe, yani elif ’e dönüşmüştür:يَنامُ
Şimdi bu kalıpların her biri için örnek muzâri fiil çekimleri yapalım.
Önce قال fiilinin muzârisini çekelim:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَقُولونَهُما يَقُولانِهُوَ يَقُولGâib
هُنَّ يَقُلْنَهُما تَقُولانِهِيَ تَقُولُGâibe
أَنْتُمْ تَقُولونَأَنْتُما تَقُولانِأَنْتَ تَقُولُMuhâtab
أَنْتُنَّ تَقُلْنَأَنْتُما تَقُولانِأَنْتِ تَقُولينَMuhâtaba
نَحْنُ نَقُولُأَنا أَقُولُMutekellim
Yukarıdaki çekimde, nûn-u nisvenin bitiştiği 3. ve 2. çoğul dişil formlarında, illetli harflerin düşürülmüş olduğunu fark etmiş olmalısınız.
Nûn-u nisveden önceki harfin sükûn ile harekelenme zorunluluğu bulunduğundan, bu yapılarda iki sâkin (sükûn ile harekeli) harf yan yana gelmektedir.
“Sükûn ile harekeli iki harf yan yana gelemez” kuralı uyarınca ecvef fiilin muzâri çekiminde 3. ve 2. çoğul şahıs dişil yapılarında illetli harfler düşürülür:
هُنَّ يَقُلْنَهُنَّ يَقُولْنَ
أَنْتُنَّ تَقُلْنَأنتُنَّ تَقُولْنَ
Şimdi ikinci kalıptan bir fiil olan سار fiilinin muzâri çekimini yapalım:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَسِيرُونَهُما يَسِيرانِهُوَ يَسِيرُGâib
هُنَّ يَسِرْنَهُما تَسِيرانِهِيَ تَسِيرُGâibe
أَنْتُمْ تَسِيرُونَأَنْتُما تَسِيرانِأَنْتَ تَسِيرُMuhâtab
أَنْتُنَّ تَسِرْنَأَنْتُما تَسِيرانِأَنْتِ تَسِيرِينَMuhâtaba
نَحْنُ نَسِيرُأَنا أَسِيرُMutekellim
Şimdi de dördüncü kalıptan olan نَامَ fiilini muzâri formda çekelim:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ ينامُونَهُما يَنامانِهُوَ يَنامُGâib
هُنَّ يَنَمْنَهُما تَنامانِهِيَ تَنامُGâibe
أَنْتُمْ تَنامُونَأَنْتُما تَنامانِأَنْتَ تَنامُMuhâtab
أَنْتُنَّ تَنَمْنَأَنْتُما تَنامانِأَنْتِ تَنامِينَMuhâtaba
نَحْنُ نَنامُأَنا أَنامُMutekellim

Nâkıs Fiilin Muzâri Çekimi

Şimdi birinci kalıptan olan دَعا (davet etti; dua etti) fiilinin muzâri çekimini yapalım:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَدْعُونَهُما يَدْعُوَانِهُوَ يَدْعُوGâib
هُنَّ يَدْعُونَهُما تَدْعُوَانِهِيَ تَدْعُوGâibe
أَنْتُمْ تَدْعُونَأَنْتُما تَدْعُوَانِأَنْتَ تَدْعُوMuhâtab
أَنْتُنَّ تَدْعُونَأَنْتُما تَدْعُوَانِأَنْتِ تَدْعِينَMuhâtaba
نَحْنُ نَدْعُوأَنا أَدْعُوMutekellim
Yukarıdaki çekimde, muzâri fiile bitişen ( انِ ...) ’deki elif, illetli harfin aslının ortaya çıkıp fetha ile harekelenmesini icap ettirirken; ( ونَ ...) ’deki vâvu’l-cemâ‘a ile ( ينَ ...) ’deki yâu’l-muhâtaba’nın ise kendilerinden önceki illetli harfleri (iki sükûn yan yana gelemeyeceği için) düşürdükleri ve kendilerinden önceki harekeyi de kendi yapılarına uydurmak için zorunlu olarak damme veya kesra’ya dönüştürdükleri görülüyor:
يَدْعُونَيَدْعُوْوْنَيَدْعُوُونَ
تَدْعِينَتَدْعُينَتَدْعُوْيْنَتَدْعُوِينَ
Not: ( ونَ ...) ’deki vâvu’l-cemâ‘a, kendisinden önceki kesra harekesini ses uyumu gereği zorunlu olarak damme’ye dönüştürür (bunu çok açık biçimde 2. kalıptan bir nâkıs fiilin muzâri çekiminde ( يَمْشُونَ ) veya 4. kalıptan nâkıs fiilin mâzî çekiminin 3. şahıs eril çoğul formunda ( رَضُوا ) görebilirsiniz), fakat kendisinden önceki fetha harekesini damme’ye dönüştürmeyip kendisi zorunlu olarak sükûn ile harekelenir (bunu açık bir şekilde 1. ve 2. kalıptan olan nâkıs fiilerin mâzî çekiminin 3. şahıs eril çoğulunda ( مَشَوْا ,دَعَوْا ) görebilirsiniz).

( ينَ ...) ’deki yâu’l-muhâtaba ise, kendisinden önceki damme harekesini ses uyumu gereği zorunlu olarak kesra’ya dönüştürürken (bunu çok açık biçimde 1. kalıptan bir nâkıs fiilin muzâri çekiminde görebilirsiniz ( - تَدْعِينَ- ) , kendisinden önceki fetha harekesini damme’ye dönüştürmeyip kendisi zorunlu olarak sükûn ile harekelenir (bunu da açık bir şekilde 4. kalıptan nakıs bir fiilin biraz sonra anlatılacak olan muzâri çekiminde görebilirsiniz).

D İ K K A T

Arapçada illetli harflerin düşürülmesinin ve hareke değişimlerinin sebeplerini bulup açıklamaya i‘lâl diyoruz.
Nâkıs fiiller, görüldüğü üzere bolca i‘lâl yapmayı gerektiren fiillerdir.
Biz ilgili yerlerde i‘lâl yaparak sizin bu değişimlerin sebeplerini kavrayarak öğrenmenizi sağlamaya çalışıyoruz.
Ancak nedenine inmeden doğrudan ezberlemek de dilde öğrenim yöntemlerinden biridir.
Dolayısıyla buradaki yapısal değişim ve dönüşümlerin açıklamasını kavramak size zor geldiğinde, bu kısmı atlayıp doğrudan yapıyı ezberleme yolunu tercih ediniz.
Çünkü sizin bu düzeyinizde öğretilmeye çalışılan esasında yapının ezberletilmesidir.
Bazen farklılığın nedenini kavrayarak ezberlemek daha kolay mümkün olurken, bazen nedenini sorgulamadan doğrudan ezberlemek, yapıyı olduğu gibi kabul etmek daha doğru bir seçenek olabilmektedir.
Üst sınıflarda, Arapça bilgi düzeyiniz ilerlediğinde, bu konuya dönüş yaptığınızda bugünkünden daha hızlı ve kolay anlayıp kavrayacağınızı biliniz.

Şimdi de ikinci kalıptan olan مَشَى (yürüdü) fiilinin muzâri çekimini yapalım:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يمْشُونَهُما يَمْشِيانِهُوَ يَمْشِيGâib
هُنَّ يَمْشِينَهُما تَمْشِيانِهِيَ تَمْشِيGâibe
أَنْتُمْ تَمْشُونَأَنْتُما تَمْشِيانِأَنْتَ تَمْشِيMuhâtab
أَنْتُنَّ تَمْشِينَأَنْتُما تَمْشِيانِأَنْتِ تَمْشِينَMuhâtaba
نَحْنُ نَمْشِيأَنا أَمْشِيMutekellim
Burada nâkıs-ı yâî olan bir fiilin muzâri çekiminde de, tıpkı nâkıs-ı vâvî olan bir fiilin muzâri çekiminde olduğu gibi, muzâri fiile bitişen ( انِ ...) ’deki elif, illetli harfin aslının ortaya çıkıp fetha ile harekelenmesini icap ettirirken; ( ونَ ...) ’deki vâvu’l-cemâ‘a ile ( ينَ ...)’deki yâu’l-muhâtaba’nın ise kendilerinden önceki illetli harfleri (iki sükûn yan yana gelemeyeceği için) düşürdükleri ve kendilerinden önceki harekeyi de kendi yapılarına uydurmak için zorunlu olarak damme veya kesra’ya dönüştürdükleri görülüyor:
يَمْشُونَيَمْشِونَيَمْشِيْوْنَيَمْشِيُونَ
تَمْشِينَتَمْشِيْيْنَتَمشِيِينَ
Vâvu’l-cemâ‘a’nın yukarıda belirtilen fonksiyonu nâkıs-ı yâî’de daha belirgin görünürken, yâu’lmuhâtaba’nın fonksiyonu nâkıs-ı vâvî’de daha belirgindir.

Şimdi de dördüncü kalıptan olan nâkıs bir fiilin muzâri çekimini yapalım:
Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَرْضَوْنَهُما يَرْضَيانهُوَ يَرْضَىGâib
هُنَّ يَرْضَيْنَهُما تَرْضَيانِهِيَ تَرْضَىGâibe
أَنْتُمْ تَرْضَوْنَأَنْتُما تَرْضَيانِأَنْتَ تَرْضَىMuhâtab
أَنْتُنَّ تَرْضَيْنَأَنْتُما تَرْضَيانِأَنْتِ تَرْضَيْنَMuhâtaba
نَحْنُ نَرْضَىأَنا أَرْضَىMutekellim

Sulâsî Mezîd Fiillerin Muzâri Çekimi

Çoğul (Cem‘) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَكْتَسِبُونَهُا يَكْتَسِبَانِهُوَ يَكْتَسِبGâib
Onlar kazanırlarO ikisi kazanırO kazanırGâib
هُنَّ يَكْتَسِبْنَهُا تَكْتَسِبَانِهِيَ تَكْتَسِبGâibe
Onlar kazanırlarO ikisi kazanırO kazanırGâibe
أَنْتُمْ تَكْتَسِبُونَأَنْتُما تَكْتَسِبَانِأَنْتَ تَكْتَسِبMuhâtab
Siz kazanırsınızSiz ikiniz kazanırsınızSen kazanırsınMuhâtab
أَنْتُّنَ تَكْتَسِبْنَأَنْتُما تَكْتَسِبَانِأَنْتِ تَكْتَسِبِينMuhâtaba
Siz kazanırsınızSiz ikiniz kazanırsınızSen kazanırsınMuhâtaba
نَحْنُ نَكْتَسِبُأَنا أَكْتَسِبMutekellim
Biz kazanırızBen kazanırımMutekellim

Sulâsî Mezîd Fiillerde Edilgen (Mechûl) Yapı

Arapça mezîd fiil kalıplarının mâzî, muzâri, emir ve mastar şekillerini ikinci kitabınızda görmüştünüz.
Gerçek özne ile değil de sözde özne ile kullanılan edilgen (mechûl) mezîd fiilleri ve bu fiillerin edilgen (mechûl) yapıya nasıl çevrildiğini inceleyelim.

Mezîd Fiillerde Mâzî Mechûl

Türkçede fiil köküne ses uyumuna göre “-ıl, -il, -ul, -ül” eklerinden birinin getirilmesiyle elde edilen edilgen yapı, mezîd fiillerde mâzî formda fiilin son harfinin harekesi değiştirilmeksizin sondan bir önceki harfin harekesinin esreye, daha önceki harflerin sükûn dışındaki harekelerinin ötreye çevrilmesiyle elde edilir.
Aşağıdaki örneklerde bu durumu inceleyelim:
Mezîd MechûlMâzî Mezîd
أُفْعِلَأَفْعَلَ
فُعِّلَفَعَّلَ
فُوعِلَفاعل
اُفْتُعِلَاِفْتَعَلَ
تُفُعِّلَتَفَعَّلَ
تُفُوعِلَتَفَاعَلَ
اُسْتُفْعِلَاِسْتَفْعَلَ

أُنْزِلَindirildiأَنْزَلَindirdi
أُكْرِمَikrâm edildiأَكْرَمَikrâm etti
سُيِّرَyürütüldüسَيَّرَyürüttü
كُوِّنَoluşturulduكَوَّنَoluşturdu
نُوقِشَtartışıldıناقَشَtartıştı
تُوبِعَizlendiتابَعَizledi
اُنْتُصِرَkazanıldıاِنْتَصَرَkazandı
اُفْتُكِرَdüşünüldüاِفْتَكَرَdüşündü
تُسُوبِقَyarışıldıتَسابَقَyarıştı
تُرُدِّدَtereddüt edildiتَرَدَّدَtereddüt etti
اُسْتُخْدِمَkullanıldıاِسْتَخْدَمَkullandı

Mezîd mechûl fiil, çekimi bakımından ma‘lûm yapıdan farklı değildir.
( اُعْتُقِلَ ) fiili örneğinde bu durumu görelim.
Çoğul (Cem) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ اُعْتُقِل‍ُ‍واهُما اُعْتُقِل‍َ‍اهُوَ اُعْتُقِلَGâib
Onlar tutuklandılarO ikisi tutuklandıO tutuklandı
هُنَّ اُعْتُقِل‍ْ‍نَهُما اُعْتُقِل‍َ‍تَاهِيَ اُعْتُقِل‍َ‍تْGâibe
Onlar tutuklandılarO ikisi tutuklandıO tutuklandı
أَنْتُمْ اُعْتُقِل‍ْ‍تُمْأَنْتُما اُعْتُقِل‍ْ‍تُمَاأَنْتَ اُعْتُقِل‍ْ‍تَMuhâtab
Sizler tutuklandınızSiz ikiniz tutuklandınızSen tutuklandın
أَنْتُنَّ اُعْتُقِل‍ْ‍تُنَّأَنْتُما اُعْتُقِل‍ْ‍تُمَاأَنْتِ اُعْتُقِل‍ْ‍تِMuhâtaba
Sizler tutuklandınızSiz ikiniz tutuklandınızSen tutuklandın
نَحْنُ اُعْتُقِل‍ْ‍نَاأَنا اُعْتُقِل‍ْ‍تُMutekellim
Biz tutuklandık Ben tutuklandım

Mezîd fiillerden اِفْتَعَلَ kalıbına dâir mechûl çekim örneğini yukarıda gördünüz.
Şimdi diğer kalıpların mechûl formlarını örneklerle inceleyelim:
أَعَدَّ (hazırladı) fiili أُعِدَّ (hazırlandı) şeklinde edilgen yapılır.
اِسْتَقْبَلَ (karşıladı) fiili, اُسْتُقْبِلَ (karşılandı) biçiminde edilgen yapılır.
بايَعَ (biat etti) fiili, بُويِعَ (biat edildi) biçiminde edilgen yapılır.
نادَى (seslendi, çağırdı) fiili, نُودِيَ (seslenildi, çağrıldı) biçiminde edilgen yapılır.
تَوَفَّ (canını aldı) fiili, تُوُفِّيَ (canı alındı, öldü) biçiminde edilgen yapılır.

Nâkıs ve lefîf fiillerden türetilen mezîd fiiller mâzî mechûl forma uyarlandığında, sondaki illetli harf -aslen ister vâv, isterse ye olsun- daima ye olarak görünür.
Örneğin:
اِسْتَدْعَى (çağırtmak, çağırmak) fiili mechûl formda اُسْتُدْعِيَ (çağrılmak, davet edilmek), şeklinde kullanılır.

Mezîd Fiillerde Muzâri Mechûl

Mezîd fiillerin Geniş/Şimdiki Zaman formları mechûle çevrilirken fiilin son harfinin harekesi ile sükûn harekeleri hiç değişmez.
Baştaki muzaraat harfinin harekesi dammeye, fiilin diğer harekeleri fethaya çevrilir.
Aşağıda tüm mezid kalıpların mechûl şekilleri bir tablo halinde verilmektedir.
MechûlMuzâriMâzî
يُفْعَلُيُفْعِلُأَفْعَلَ
يُفَعَّلُيُفَعِّلُفَعَّلَ
يُفاعَلُيُفَاعِلُفَاعَلَ
يُفْتَعَلُيَفْتَعِلُاِفْتَعَلَ
يُتَفَعَّلُيَتَفَعَّلُتَفَعَّلَ
يُتَفَاعَلُيَتَفَاعَلُتَفَاعَلَ
يُسْتَفْعَلُيَسْتَفْعِلُاِسْتَفْعَلَ

Şimdi yukarıda verilen kalıplara dair bazı örnekleri inceleyelim:
Muzâri MechûlMuzâriMâzî
DüzenleniyorيُنَظَّمُDüzenliyorيُنَظِّمُنَظَّمَ
DestekleniyorيُدَعَّمُDestekliyorيُدَعِّمُدَعَّمَ
İzleniyorيُشاهَدُİzliyorيُشاهِدُشاهَدَ
BekleniyorيُنْتَظَرُBekliyorيَنْتَظِرُاِنْتَظَرَ
KatılınıyorيُشْتَرَكُKatılıyorيَشْتَرِكُاِشْتَرَكَ
KullanılıyorيُسْتَخْدَمُKullanıyorيَسْتَخْدِمُاِسْتَخْدَمَ
KullanılıyorيُسْتَعْمَلُKullanıyorيَسْتَعْمِلُاِسْتَعْمَلَ

Muzâri mechûl fiil çekimi, muzâri ma‘lûm fiil çekiminden farklı değildir.
Bu durumu ( يُعْتَقَلُ ) muzâri mechûl fiilinin çekimini yaparak birlikte görelim:
Çoğul (Cem) İkil (Tesniye) Tekil (Mufred)
هُمْ يَ‍‍عْتَقَل‍ُ‍ونَ هُما يَ‍‍عْتَقَل‍‍انِ هُوَ يَ‍‍عْتَقَلُGâib
Onlar tutuklanıyoryorlarO ikisi tutuklanıyorO tutuklanıyor
هُنَّ يَ‍‍عْتَقَل‍ْ‍نَهُما تَ‍‍عْتَقَل‍‍انِ هِيَ تَ‍‍عْتَقَلُGâibe
Onlar tutuklanıyoryorlarO ikisi tutuklanıyorO tutuklanıyor
أَنْتُمْ تَ‍‍عْتَقَل‍ونَأَنْتُما تَ‍‍عْتَقَل‍‍انِ أَنْتَ تَ‍‍عْتَقَلُMuhâtab
Sizler tutuklanıyorsunuzSiz ikiniz tutuklanıyorsunuzSen tutuklanıyorsun
أَنْتُنَّ تَ‍‍عْتَقَل‍ْ‍نَأَنْتُما تَ‍‍عْتَقَل‍‍انِ أَنْتِ تَ‍‍عْتَقَل‍ينَMuhâtaba
Sizler tutuklanıyorsunuzSiz ikiniz tutuklanıyorsunuzSen tutuklanıyorsun
نَحْنُ نَ‍‍عْتَقَلُأَنا أَ‍عْتَقَلُMutekellim
Biz tutuklanıyoruz Ben tutuklanıyorum

Nâkıs fiilden elde edilen mezîd fiillerin muzârileri edilgen yapıya çevrilirken sondaki illetli harf daima bu fetha harekesine uygun illetli harf olan elif biçiminde görünür.
Buradaki illetli harf daima elif-i maksûre biçiminde yazılır.
Örnek:
(davet ediliyor, çağırılıyor) يُسْتَدْعَى - (davet ediyor, çağırıyor) دَعا - اِسْتَدْعَى -يَسْتَدْعِي
Şimdi sulâsî fiillerin edilgen yapısı anlatılırken görmüş olduğunuz nâ’ibu’l-fâil (sözde özne) konusunu mezîd fiiller bağlamında tekrar ele alarak pekiştirelim.
Hatırlayacağınız üzere etken cümlenin fiili mechûle (edilgene) dönüştürüldüğünde etken cümlenin nesnesi sözde özne, yani nâibu’l-fâil konumuna geliyordu.
Şimdi mezîd fiille oluşturulmuş bir cümlenin etken formda olan fiilini edilgen yapıya dönüştürmek suretiyle hem fiilde, hem de cümlede meydana gelen değişimi birlikte görelim:
أَرْسَلَ الطِّفْلُ الرِسالَةَÇocuk mektubu gönderdi.
أُرْسِلَتْ الرّسالَةُMektup gönderildi.

Yukarıda “Çocuk mektubu gönderdi.” cümlesinin fiili etkendir,
dolayısıyla gönderme eylemini gerçekleştiren الطِّفْلُ sözcüğü fâil ve dolayısıyla merfû;
gönderme eyleminden etkilenen الرِّسالَةَ sözcüğü de mefûl
ve dolayısıyla mansûbdur.
Fâil eril bir kelime olduğu için fiil de 3. tekil eril formda kullanılmıştır.
Bu cümlenin fiilini أُرْسِلَ biçiminde edilgen yapıya dönüştürünce, fâil olan sözcük cümleden düşürülmüş, ilk cümlede mefûl konumunda olan الرّسالة sözcüğü failin yerine geçerek, yani nâibu’l-fâil olarak mansûb durumdan merfû duruma dönüşmüştür.
Çünkü nâibu’l-fâil de daima merfûdur.
Fâil ile fiil arasındaki cinsiyet uyumu nâibu’l-fâil ile fiil arasında da olması gerektiğinden, yeni cümlede naibu’l-fâil olan الرّسالة sözcüğü dişil bir kelime olduğu için fiil de ona uyarak ( أُرْسِلَتْ ) biçiminde 3. tekil dişil formda kullanılmıştır.
Aşağıdaki benzer cümleleri inceleyelim:
A)
أعْلَمَ المُعَلِّمُ الدَّرْسَÖğretmen dersi bildirdi - anlattı.
أُعْلِمَ الدَّرْسُDers bildirildi - anlatıldı.
عَالَجَ الطَّبيبُ المَرِيضَDoktor, hastayı tedavi etti.
عُولِجَ المَرِيضُHasta tedavi edildi.
اِتَّهَمَ المسُافرُ السائِقَYolcu şoförü suçladı.
اُتُّهِمَ السائِقُŞoför suçlandı.
شاهَدَ الطالبُ التِّلْفازَÖğrenci televizyon izledi.
شُوهِدَ التِّلْفازُTelevizyon izlendi.
اِسْتَخْدَمَ الطُلَّبُ الحاسوبَÖğrenciler bilgisayarı kullandı.
اُسْتُخْدِمَ الحاسوبُBilgisayar kullanıldı.
B)
أعْلَمَتْ المُعَلِّمَةُ الحَقيقةَKadın öğretmen gerçeği bildirdi - anlattı.
أُعْلِمَتْ الحَقيقَةُGerçek bildirildi - anlatıldı.
عَالَجَتْ الطبيبَةُ المَرِيضَةَKadın doktor kadın hastayı tedavi etti.
عُولِجَتْ المَرِيضَةُKadın hasta tedavi edildi.
اِتَّهَمَتْ المُمَرِّضَةُ السائِقَةَHemşire kadın, kadın sürücüyü suçladı.
اُتُّهِمَتْ السائِقَةُKadın sürücü suçlandı.
شاهَدَتْ ليلى المُباراةَLeyla maçı izledi.
شُوهِدَتْ المُباراةُMaç izlendi.
اِسْتَخْدَمَتْ الطَّالِباتُ السَّبُّورةَ الذّكيةَKız öğrenciler akıllı tahtayı kullandı.
اُسْتُخْدِمَتْ السَّبُّورةُ الذّكيّةُAkıllı tahta kullanıldı.

Yukarıdaki (A) ve (B) grubunda yer alan cümleleri incelediğimizde, birinci cümlelerin etken, ikinci cümlelerin edilgen olduklarını, edilgen cümlelerde gerçek özne yerine sözde özne (nâibu’l-fâil) kullanılmış olduğunu görüyoruz.
Dikkatimizi çeken bir başka husus,
(A) grubundaki etken ve edilgen cümlelerin hepsinin fiillerinin eril;
(B) grubundaki etken ve edilgen cümlelerin hepsinin fiillerinin dişil kullanılmış olmasıdır.
Bunun sebebi acaba nedir?
Bunun sebebi şudur:
(A) grubundaki etken cümlelerde fâil ve mefûl olan kelimeler hep eril;
(B) grubundaki etken cümlelerde fâil ve mefûl olan kelimeler hep dişildir.
Fiiller edilgene çevrildiğinde, cümlenin mefûlü fâilin yerine geçince, cinsiyet farkı olmadığından fiilin cinsiyet durumu değişmemiştir.
Aşağıdaki cümlelerde ise etken cümlelerin fâil ve mefûlleri özellikle farklı cinsiyetlerden oluşturulmuştur.
Bu örnekler yoluyla, fiil edilgene çevrilip mefûl nâibu’l-fâil konumuna gelince fiilin cinsiyetini nasıl kendine uygun hale getirdiğini daha açık bir şekilde görmeniz ve konuyu daha iyi kavramanız mümkün olacaktır:
عَالَجَ الطبيبُ المَرِيضَةَErkek doktor, kadın hastayı tedavi etti.
عُولِجَتْ المَرِيضَةُKadın hasta tedavi edildi.
شاهَدَتْ الطالبَةُ التِّلْفازَKız öğrenci televizyon izledi.
شُوهِدَ التِّلْفازُTelevizyon izlendi.
مَزَّقَتْ الطالبةُ الكِتابَKız öğrenci kitabı parçaladı.
مُزِّقَ الكِتابُKitap parçalandı.
اِسْتَخْدَمَ السَّائِقُ الغُرْفَةَŞoför, odayı kullandı.
اُسْتُخْدِمَتْ الغُرْفَةُOda kullanıldı.
اِقْتَطَفَ الوَلَدُ الأزْهارَErkek çocuk, çiçekleri topladı.
اُقْتُطِفَتْ الأَزْهارُÇiçekler toplandı.

Buraya kadarki örnek cümlelerde kullandığımız mezîd fiiller, hep mâzî formda idi.
Muzâri formun edilgen yapısının kullanıldığı birkaç cümle ile buraya kadar anlatmış olduğumuz hususları pekiştirmeye çalışalım.
يُعالِجُ الطَّبيبُ المَرْضَى في المُسْتَشْفىDoktor, hastaları hastanede tedavi ediyor.
يُعالَجُ المَرْضَى في المُسْتَشْفىHastalar, hastanede tedavi ediliyor.
يُكْرِمُ الأتْراكُ الضُّيوفَTürkler misafirlere ikram ederler.
يُكْرَمُ الضُّيوفُMisafirlere ikram edilir.
يُغْلِقُ الرَّجُلُ النَّوافذَ باللَّيلِAdam gece pencereleri kapatıyor.
تُغْلَقُ النَّوُافذُ باللَّيْلِ(Gece pencereler kapatılır.) .
تَسْتَأْجِرُ الطَّبيبَةُ شَقَّةً في الطَّابِقِ الأوَّلِKadın doktor birinci katta bir daire kiralar.
تُسْتَأْجَرُ شَقَّةٌ في الطّابِقِ الأوَّلِBirinci katta bir daire kiralanır.
يُنَظِّفُ البُسْتانِيُّ الحَديقَةَ كُلَّ رَبيعٍBahçıvan her ilkbahar bahçeyi temizliyor.
تُنَظَّفُ الحَديقَةُ كُلَّ رَبيعٍHer ilkbahar bahçe temizleniyor.

Şimdi edilgen yapıdaki cümlelerin irâbını yapalım:
تُشاهَدُ الأفْلامُ مِنْ قِبَلِ اللَّجْنَةِHeyet tarafından filmler izlendi.

تُشاهَدُ : Mezîd fiil, üçüncü tekil dişil, muzâri, edilgen.
الأفْلامُ : Nâibu’l-fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
مِنْ : Harf-i cer
قِبَلِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra, aynı zamanda muzâf.
اللَّجْنَةِ : Muzâfun ileyh, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
أُصْلِحَتْ السَّيَّارَةُ مِنْ قِبَلِ المُصَلِّحِAraba, tamirci tarafından tamir edildi.

أُصْلِحَتْ : Mezîd fiil, üçüncü tekil dişil, mâzî, edilgen.
السَّيَّارَةُ : Nâibu’l-fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
مِنْ : Harf-i cer
قِبَلِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra, ayrıca muzâf.
المُصَلِّحِ : Muzâfun ileyh, mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.





http://2kelime.com/     -     tkuzan@gmail.com