Arapça Dil Bilgisi - 33 Hâl

Hâl

Hâl, yükleme sorulan “nasıl” sorusuna alınan cevap olup eylemin meydana geliş şeklini açıklayan ve cümlenin genellikle sonunda yer alan ögedir.
Türkçede genellikle –erek, -arak, -iken, … halde, … olarak gibi ifade biçimleriyle karşılanan hâl, Arapçada da birkaç farklı yapı ile ifade edilir.
Şimdi bu yapıları görelim:

1. Belirsiz – mansûb bir isim halinde gelebilir.
Bu, hâlin en yaygın, en bilinen şeklidir.
Buradaki mansûb isim, çoğunlukla ism-i fâil veya ism-i mefûl yapısında bir kelimedir.

Örnekler:
عُدْتُ مِنَ المدرسةِ إلى البيتِ مَاشِياًOkuldan eve yürüyerek döndüm.
حَادَثَتْ مَرْيَُ صَدِيقَتَهَا بِالهاَتِفِ هَامِسَةًMeryem kız arkadaşıyla telefonda fısıldayarak konuştu.
اِصْفَحْ عَمَّنْ أَتَاكَ مُعْتَذِراًSana özür dileyerek geleni affet.
يُشْرَبُ الشَّايُ سَاخِناًÇay sıcak içilir.
عَمِلْتُ في تِلْكَ الْجَامِعَةِ أُسْتَاذاً زَائِراًBu üniversitede misafir öğretim üyesi olarak çalıştım.
﴿وَخُلِقَ الإنْساَنُ ضَعِيفاً﴾İnsan zayıf olarak yaratılmıştır. (Nisâ Sûresi, 28)
وَأَحْيَاناً يَتَمَثَّلُ لِ الْمَلَكُ رَجُلاً فَيُكَلِّمُنِ فَأَعِي مَا يَقُولُMelek bazen bana insan suretinde görünür, benimle konuşur; ben de onun ne dediğini anlarım.
Sahîh-i Buhari, Vahyin Başlangıcı Bölümü : Bâb 2)
﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا ادْخُلُوا فِ السِّلْمِ كَافَّةً﴾Ey iman edenler, hep birlikte barışa (İslâm’a) girin. (Bakara Sûresi, 208)

2. Vâvu’l-hâliyye olarak bilinen vâv harfinden sonra bir isim cümlesi biçiminde gelebilir.
Bu durumda irâbı isim cümlesi hâlinde mahallen mansûb olur:

لاَ يَأْتِينَا إِلاَّ وَبِيَدِهِ هَدِيَّةٌElinde hediye olmadan bize gelmez./Hep elinde bir hediye ile bize gelir.
مَنْ جَلَسَ وَهُوَ صَغِيرٌ حَيْثُ يُِبُّ، جَلَسَ وَهُوَ كَبِيرٌ حَيْثُ يَكْرَهُ.Küçük iken dilediği yere oturan, büyükken istemediği yere oturur.
(en-Nahvu’l-vâdıh, III/99)
فَارَقْتُ إِخْوَانِ وَأَنَا مُنْقَبِضُ الصَّدْرِİçim daralmış bir halde arkadaşlarımdan ayrıldım.
بَدَأَ يَتَحَدَّثُ عَنْ أَيَّامِ طُفُولَتِهِ وَعَيْنَاهُ تَدْمَعَانِGözleri yaşlı bir şekilde çocukluk günlerinden söz etmeye başladı.
﴿اِقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِ غَفْلَةٍ مُعْرِضُونَ﴾İnsanların hesaba çekilecekleri gün yaklaştığı halde, onlar gaflet içinde yüz çevirmiş haldeler.
(Enbiya Sûresi,1)
لاَ تَحْكُمْ بَيْنَ اثْنَيْنِ وَأَنْتَ غَضْبَانُKızgın bir haldeyken iki kişi arasında hüküm verme!
(Sahîh-i Müslim, Akdiye (Hükümler) Bölümü : 16)

3. Fiil cümlesi biçiminde gelebilir.
İrâbı bu durumda da fiil cümlesi olarak mahallen mansûbdur.
Fiil cümlesiyle durumu açıklanan isimler cümlede fâil konumunda olabilir.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:

خَرَجَ الطَّالِبُ يَبْتَسِمُÖğrenci gülümseyerek çıktı.
رَجَعوا مِنَ الرِّحْلَة يَنامُونَGeziden uyuyarak döndüler.
دَخَلَ العُمَّالُ يَشْتكونَ مِنْ قِلَّةِ زيادةِ رواتِبِهمİşçiler maaşlarındaki artışın azlığından şikâyet ederek girdiler.
يَقْضي الطِّفلُ يومَه في الحضانةِ يَلْعَبُ ويَلْهوÇocuk kreşte gününü oynayarak ve eğlenerek geçiriyor.

D İ K K A T

Belirli (marife) isimlerden sonra gelen cümleler hâl, belirsiz (nekira) isimlerden sonra gelen cümleler sıfat cümlesi olur.

خَرَجَ الطالِبُ يبتَسِمُ1. Öğrenci gülümseyerek çıktı.
خَرَجَ طالِبٌ يبتَسِمُ2. Gülümseyen bir öğrenci çıktı.

1. cümlede ( يبتَسِمُ ) fiil cümlesi hâl,
2. cümlede ( يبتَسِمُ ) fiil cümlesi sıfat olduğuna dikkat ediniz.

Fiil cümlesiyle durumu açıklanan isimler cümlede mef‘ûl konumunda da olabilir.
Bir başka ifadeyle hâl, gördü, buldu, duydu vb. gibi fiillerin belirli kullanılan mef‘ûllerinden sonra, mef‘ûlü ne halde gördüğünü, bulduğunu, duyduğunu vs açıklayan bir fiil cümlesi biçiminde gelebilir.
Aşağıdaki örnekleri inceleyiniz:
رَأَيْتُ الطَّالِبَ يَقْضِي وَقْتَهُ عَبَثاًÖğrenciyi vaktini boşa geçirirken gördüm.
سَمِعْتُ صَدِيقِي يَغْتَابُ بَعْضَ جِيرَانِهِArkadaşımı, bazı komşularını çekiştirirken duydum.
وَجَدْتُ أَهَالِيَ هذا الْبَلَدِ يَعْمَلُونَ كَثِيراًBu beldenin halkını, çok çalışır halde buldum.
اِسْتَمَعْتُ إِلَ حَسَنٍ يُرَتِّلُ الْقُرْآنَHasan’ı Kur’ân okurken dinledim.
فرَأَيْتُ النَّبِيَّ أَشْرَقَ وَجْهُهُPeygamberi, yüzü parlamış halde gördüm. (Sahîh-i Buhari, Megâzî Bölümü : 4)
قَالَتْ عَائِشَةُ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا: وَلَقَدْ رَأَيْتُهُ يَنْزِلُ عَلَيْهِ الْوَحْيُ فِ الْيَوْمِ الشَّدِيدِ الْبَرْدِ …Âişe (radiyallahu anhâ) dedi ki: Çok soğuk bir günde O’nu [Peygamberi] kendisine vahiy inerken gördüm.
(Sahîh-i Buhari, Vahyin Başlangıcı Bölümü: Bâb 2)

Aşağıdaki örneklerde fiil cümlesi şeklinde gelen hâl ögesinin isim cümlesine çevrildiğinde isim cümlesinin başına bir vâv ile durumu açıklanan isme (fâil ya da mef‘ûl) dönen bir zamir eklendiğine dikkat ediniz.
Hâl isim cümlesi olduğunda Hâl fiil cümlesi olduğunda
خَرَجَ الطَّالِبُ وهُو يَبْتَسِمُخَرَجَ الطَّالِبُ يَبْتَسِمُ
دَخَلَ العُمَّالُ وهُم يَشْتكونَ مِنْ قِلَّةِ زيادةِ رواتِبِهمدَخَلَ العُمَّالُ يَشْتكونَ مِنْ قِلَّةِ زيادةِ رواتِبِهم
يَقْضي الطِّفلُ يومَه في الحضانةِ وهُو يَلْعَبُ ويَلْهويَقْضي الطِّفلُ يومَه في الحضانةِ يَلْعَبُ ويَلْهو
رَأَيْتُ الطَّالِبَ وهُو يَقْضِي وَقْتَهُ عَبَثاًرَأَيْتُ الطَّالِبَ يَقْضِي وَقْتَهُ عَبَثاً
وَجَدْتُ أَهَالِيَ هذا الْبَلَدِ وهُم يَعْمَلُونَ كَثِيراًوَجَدْتُ أَهَالِيَ هذا الْبَلَدِ يَعْمَلُونَ كَثِيراً
اِسْتَمَعْتُ إِلَ حَسَنٍ وهُو يُرَتِّلُ الْقُرْآنَاِسْتَمَعْتُ إِلَ حَسَنٍ يُرَتِّلُ الْقُرْآنَ

Aşağıdaki tabloda hâl çeşitleri arasındaki farklara dikkat ediniz:
Hâl Mef‘ûlFiil-Fâil
Belirsiz ve mansûb bir isim şeklinde hâlنائِمينَالطُّلّبَرَأيْتُ
Fiil cümlesi şeklinde hâlيَنامُونَالطُّلّبَ رَأيْتُ
İsim cümlesi şeklinde hâl (haberi fiil cümlesi)وهُمْ يَنامُونَالطُّلّبَرَأيْتُ
İsim cümlesi şeklinde hâl (haberi mufred) وهُمْ نائِمُونَالطُّلّبَرَأيْتُ

عادَ أخي الكبيرُ من ألمانيا وقَدْ حَصَلَ على شَهادَةٍ جامِعِيَّةAğabeyim Almanya’dan üniversite diploması almış olarak döndü.
غادَر الوزيرُ قاعةَ الاِجْتماع وقَدْ ملَّ مِن كَثرةِ التَّساؤلاتBakan soruların çokluğundan bunalmış halde toplantı salonundan ayrıldı.
أجابَت المرْأةُ وقدْ احْمَرَّ وَجْهُها:Kadın, yüzü kızarmış bir halde şöyle cevap verdi:
قال الرَّجلُ وقد نَسِي ما حدث:Adam, olanları unutmuş bir halde dedi ki:

4. Eylemin nasıl olduğunu başında bir بِ ya da في harf-i ceri bulunmak suretiyle açıklayan bir mastar biçiminde gelebilir.
Bu durumda da irâbı câr-mecrûr olarak mahallen mansûbdur.

Örnekler:
حَاوَلْنَا أَنْ نُقْنِعَهُ بِصُعُوبَةٍOnu güçlükle ikna ettik.
أَنْجَزَ أَعْمَالَهُ في مُدَّةٍ قَصِيرَةٍ بِسُهُولَةٍKısa bir sürede işlerini kolaylıkla bitirdi.
يَجِبُ أَنْ نُعِبِّرَ عَنْ آرَائِنَا وَعَوَاطِفِنَا بِصَرَاحَةٍGörüş ve duygularımızı açıkça ifade etmeliyiz.
عَلَيْكَ أَنْ تُعَامِلَهُ بِمُجَامَلَةٍOna, gönlünü okşayarak muamele etmelisin.

5. Mastar olarak gelebilir.
Bu durumda yine belirsiz ve mansûb durumda olmalıdır.

Örnekler:
﴿الَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَالَمُ بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ سِرًّا وَعَلَنِيَةً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَ هُمْ يَْزَنُونَ.﴾Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu,
işte onların Rableri katında ecir ve mükâfatları vardır;
onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.
(Bakara Sûresi, 274)
﴿ثُّمَ اسْتَوَىٰ إِلَ السَّمَاءِ وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَاَ وَلِلْأَرْضِ ائْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ.﴾Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi,
ona ve yeryüzüne: ‘İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin’ dedi. İkisi de: ‘İsteyerek geldik’ dediler.
(Fussilet Sûresi, 11)
وَقَّعْتُ عَلَى الأَوْرَاقِ نِيَابَةً عَنِ الْمُدِيرِMüdürün yerine evrakları imzaladım.

Sâhibu’l-Hâl

Sâhibu’l-hâl, cümle içinde hâli, durumu nitelenen isimdir.
Marife olup cümle içinde fâil, nâibu’l-fâil ya da mef‘ûl durumunda gelebilir.
Mahzûf (zikredilmeyip düşürülmüş) da olabilir.
Hâl ile sâhibu’l-hâl arasında sayı ve cinsiyet bakımından uyum olmalıdır.

Örnekler:
اِسْتَقْبَلَ الرَّجُلُ وَزَوْجَتُهُ ضُيُوفَهُما بَاسِمَيْنِAdam ve eşi, misafirleri güler yüzle karşıladılar.
رَجَعَ الْجُنُودُ مِنَ الْغَزْوِ مُنْتَصِرِينَAskerler savaştan üstün gelmiş bir şekilde döndüler.
شَاهَدْتُ الطِّفْلَةَ بَاكِيَةًKız çocuğunu ağlarken gördüm.
أَلْفَيْتُ هِنْداً وَلَيْلَى جَائِعَتَيْنِHind ve Leylâ’yı aç bir halde buldum.

Hal Cümlesinin İ‘râbı:

جَاءَ الرَّجُلُ مُسْرِعاً1. Adam acele ederek geldi.

جَاءَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
الرَّجُلُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
مُسْرِعاً : Hâl, nekira, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.
يُشْرَبُ الشّايُ ساخِنًا2. Çay sıcak içilir.

يُشْربُ : Mechûl muzâri fiil, 3.tekil şahıs, eril.
الشّايُ : Nâibu’l-fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
ساخِنًا : Hâl, nekira, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha.
هَرَبَ السَّجِينُ وَالحُرَّاسُ نَائِمُونَ3. Mahkum, gardiyanlar uyurken kaçtı.

هَرَبَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
السَّجِينُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
و : Vâvu’l-hâliyye
اَلحُرَّاسُ : Mubteda, merfû, ref alâmeti sondaki damme.
نَائِمُونَ : Haber, merfû, ref alâmeti vâv ( و ) çünkü cem‘ muzekker sâlim (düzenli eril çoğul).
الحُرَّاَسُ نَائِمُونَ : Hâl cümlesi, mahallen mansûb.
عَادَ الطالِبانِ إلى المدرسةِ وهُا مَسْرورانِ4. İki öğrenci okula mutlu olarak döndüler.

عَادَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
الطالِبانِ :Fâil, merfû, ref alâmeti elif ( ا ), çünkü ikil, sâhibu’l-hâl.
إلى : Harf-i cer
المدرسةِ : Mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
و : Vâvu’l-hâliyye
هُا : Mubteda, mahallen merfû çünkü zamir.
مَسْرورانِ : Haber, merfû, ref alâmeti elif ( ا ) çünkü ikil.
هُا مَسْرورانِ : Hâl cümlesi, mahallen mansûb.
قَطَفْتُ الثَّمَرَةَ وَهِيَ لمْ تَنْضَجْ5. Meyveyi henüz olgunlaşmadan kopardım.

قَطَفْتُ : Mâzî fiil, fâili merfû muttasıl zamir (bitişik özne zamiri) olan tâu’l-muteharrike.
الثَّمَرَةَ : Mef‘ûlun bih, mansûb, nasb alâmeti sondaki fetha, sâhibu’l-hâl.
وَ : Vâvu’l-hâliyye
هِيَ : Mubteda, mahallen merfû (çünkü zamirdir, mebnîdir)
لَمْ: Cezm edatı
تَنْضَجْ : Muzâri fiil, ( لمْ)’den dolayı meczûm, cezm alâmeti sondaki sükûn.
هِيَ لَمْ تَنْضَجْ : Hâl cümlesi, mahallen mansûb.
جاءَ الرَّجُلُ يحمِلُ الحقائِبَ6. Adam çantaları taşıyarak geldi.

جاءَ : Mâzî fiil, 3. tekil şahıs, eril.
الرَّجُلُ : Fâil merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
يَحْمِلُ : Muzâri fiil, fâili gizli zamir olan (هو)
الحَقائِبَ : Mef‘ûlun bih mansûb.
يحمِلُ الحقائِبَ : Hâl cümlesi, mahallen mansûb.
فَازَ الفَرِيقُ عَلَى خَصْمِهِ بِصُعُوبةٍ7. Takım rakibini güçlükle yendi.

فَازَ : Mâzi fiil, 3. tekil şahıs, eril.
الفَرِيقُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
عَلَى : Harf-i cer
خصم) : خَصْمِهِ ) mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra aynı zamanda muzâf, ه muzâfun ileyh, mahallen mecrûr.
بِ): بِصُعُو بةٍ ) harf-i cer, ( صُعُوبة ) mecrûr, câr-mecrûr olarak hâl, mahallen mansûb.
يَلْعَبُ الأطْفالُ بِسُرورٍ8. Çocuklar sevinç içinde oynuyorlar.

يَلْعَبُ : Muzâri fiil, 3. tekil şahıs, eril.
الأطْفالُ : Fâil, merfû, ref alâmeti sondaki damme, sâhibu’l-hâl.
بِ : Harf-i cer
خصم) : سُرورٍ ) mecrûr, cer alâmeti sondaki kesra.
بِ): بِسُر ورٍ ) harf-icer, ( سرور ) mecrûr, câr-mecrûr olarak hâl, mahallen mansûb.