وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا
76|8|Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Turgut Kuzan ayet yorumu

Rabbimizin fedakarlık yapın emri

Allah (c.c.) rahmeti, selamı ve bereketi üzerimize olsun.


İnsan Suresi 8. Ayet meali:
Ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.


Besairu'l Kur'an Tefsirinde ayet ile ilgili açıklamanın bir kısmı:

8-10. “Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler. Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız” derler.”

Demek ki bir de onlar miskine, yetime ve esire “Ala hubbihi” yedirirlermiş. Yani Allah sevgisi, Allah hatırı üzerine yedirirler, veya seve seve yedirirler, yahut da sevdiklerinden yedirirler.
Bu âyet Kurtubî’nin beyanına göre bütün Ebrâr olanlar hakkında imiş. Bu âyet filân hakkında inmiştir, falan hakkında inmiştir gibi kaviller var. Kurtubî, bu görüşleri kenara atmış. Efendim işte bu âyet önce muhacirler hakkında inmiş, binaenaleyh bu âyet muhacirîni anlatır. Veya Bedir esirleri hakkında, veya işte Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyr, Abdurrahmân ibni Avf, Ebu Ubeyde hakkında inmiştir diyenler varsa da, şu aşağıdaki özellikleri o gün bugün üzerinde taşıyan herkes hakkında inmiştir demek herhalde en güzeli olacaktır. Yani şu anda bir Müslüman varsa, ve o Müslüman da miskine, yetime ve esire yemek yediriyorsa tamam âyet onu anlatıyor ve böyle yapanlar cennete gidecektir diyoruz.
Tabi âyeti üstüyle altıyla değerlendirince diyoruz ki işte bunlar, yani şöyle şöyle yapanlar ibadullahtır. Rahmân olan Allah’ın kulum dediği, kulluğuna kabul ettiği kişilerin özelliğidir diyoruz. Peki neymiş, ne yaparmış bunlar?
Bunlar “Alâ hubbihi” yedirirlermiş. Peki ne demektir alâ hubbihi?

1. Kendilerinin o yemeğe ihtiyaçları varken, kendileri acıkmışken ellerindeki yemeklerini miskine, yetime ve esire yediren kimselerdir. Yemeği sevdikleri halde, ona ihtiyaçları olduğu halde kardeşlerini kendilerine tercih edip onlara yedirenler.

2. Veya Allah’ı seve seve, Allah sevgisinden ötürü, Allah hatırına yedirirler onlar yemeği demektir manası.

3. Sevgi üzere yedirirler, yani bu işi severek yaparlar. Zoraki, zorlamayla, zorlanarak, kendilerine ağır gelerek, istemeyerek değil, gönül rahatlığıyla, isteyerek ve severek yedirirler kardeşlerine.

4. Yemeğin azlığına rağmen yedirirler, ona ihtiyaçları varken, kendilerine bile zor yetecekken yedirirler.

5. Ya da sevdikleri yemekten yedirirler. Beğenmedikleri, sevmedikleri, savmak istedikleri, kurtulmak istedikleri şeylerden değil, kendilerinin sevdiği, beğendiği şeylerden ikram ederler onlar.

Peki kimlere yedirirlermiş bunlar yemeklerini? Kimlere ikram ederlermiş?
Miskine, yetime ve esire. Toplumda ne yaparsanız yapın asla yok edemeyeceğiniz miskin ve yetimin kimler olduğunu geçen Bakara’da belirttik.
Esire gelince bunlar,
1. Ehl-i kıbleden esir olanlar, yani Müslümanların esirleri,
2. Veya müşriklerden esir olanlar,
3. Veya kadınlar,
4. Veya köleler,
5. Veya müminlerin hapisleri,
6. Veya aklı kıt olanlar manasına gelecektir.

İşte bunlara da yedireceğiz. Bunlar yetime, esire, miskine yedirirlermiş ve onlara yedirirlerken de şöyle derlermiş bakın:
Biz size ancak “Livechillah” yediriyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür.
“Efendim zat-ı âlilerinizin yüzü suyu hürmetine! Şeyhimizin, üstadımızın yüzü suyu hürmetine! Peygamberimizin yüzü suyu hürmetine!” Hani “Yüzünden” diye bir tabir var değil mi? Meselâ “Senin yüzünden yaptım bunu!” Veya “Senin yüzünden oldu bu iş” gibi ifadeler kullanılır. Yani bu işe sen sebepsin! manasına kullanılır ki bu da ancak Allah’a izafe edilir. “Allah yüzünden, Allah sebebiyle, Allah hatırına” denir ve bu ifade Allah’tan başkaları için kullanılmaz Kur’an ve sünnette. Meselâ: “Li vech-i Ra-sul” Veya: “Li vech-i fülan”, “Li vech-i falan” yok dinde. Olmaz da. Öyleyse mü’minler yaptıkları işi Allah yüzünden yaparlar. Allah’tan dolayı yaparlar. Allah’ı razı etmek için yaparlar. Mükafatını, ecrini sadece Allah’tan beklemek için yaparlar. Zira o işi yapmalarını kendilerinden Allah istemiştir.
Demek ki yaptıklarını sadece Allah için yapan, Allah yüzünden ve Allah hatırına yapan o cennetlik mü’minler yedirdikleri kimselere:
“Biz size ancak Allah için yediriyoruz! Allah yüzünden yediriyoruz! Allah sebebiyle yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık isteriz, ne de bir teşekkür” derler. Değilse yedirirken Müslümanın başka bir derdi, başka bir hedefi olamaz. Meselâ efendim ben size yediriyorum. Ben size yardım ediyorum. O halde siz de benim karşımda şöyle şöyle davransaydınız. Elimi bari öpseydiniz. Ben gelince ayağa bari kalksaydınız. Sözümü dinleseydiniz vs. vs. Gerçek mü’minler böyle yapmazlar. Mü’minler yaptıklarını Allah için yaparlar. Ona başka şeyleri asla karıştırmamaya çalışırlar.

Kur'an Yolu Tefsiri

8. âyete “Onlar, Allah’ı sevdikleri ve O’nun rızası için yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler” şeklinde de mâna verilmiştir.
Müfessirler bu âyette geçen esîr kelimesini mecazi anlamda yorumlayarak “şartların esiri” olan herkesin bu terimin kapsamına girdiğini söylemişlerdir.
Buna göre hakiki anlamda savaş tutsakları galiplerin esiri olduğu gibi, meselâ köle efendisinin, borçlu alacaklının, mahkûm da onu hapseden gücün esiridir. Dolayısıyla şu veya bu şekilde esir olan Müslüman yahut gayri müslim herkese yardım etmek gerekir (Taberî, XXIX, 130; Râzî, XXX, 245).
Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 5 Sayfa: 518-519

SEYYİD KUTUP Fi Zilalil Kuran Tefsiri :

"Onlar içleri çektiği halde yemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler."
Burada "yemek yedirme" eyleminde somutlaşan onurlu bir iyilikseverlik, yardımseverlik, hayırseverlik tablosu çiziliyor.
Düşünelim ki, adamlar başkalarına yedirdikleri yemeklere aslında kendileri muhtaçtırlar. Bu anlamda ikram ettikleri yemeklere karşı içlerinde bir sevgi vardır. Yoksa bu özverili kalplerin çeşitli yoksul gruplara yedirdikleri yemekleri bilinen anlamda "sevdikleri" söylenemez. Sadece bu yemeklere kendilerinin de muhtaç oldukları belirtilmek isteniyor. Buna rağmen bu asil ruhlu iyilikseverler yoksulları kendilerine tercih ederler.
Bu övgülü vurgulama müşrik Mekke toplumunda egemen olan katı yürekliliğe dikkatlerimizi çekiyor. O günün insanları zavallı yoksulların yüzlerine bile bakmazlardı. Fakat nam olsun diye çok şeylerini saçıp savururlardı. Yalnız yüce "Allah'ın seçkin kulları" bu kızgın çöl güneşi ortasında adeta serin ve gölgeli bir "vaha"yı andırıyorlardı. Onlar gönülden coşan bir özveri ile, kalplerinden kaynayan bir merhametle, iyi niyetle, yüce Allah'a yönelik bir ibadet aşkı ile yemek yedirirlerdi. Bu soylu cömertliklerine hem ayetlerde anlatılan durumları ve hem de kalplerinden geldiği belli olan sözleri tanıklık ediyor.

Görüntülenme : 79


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim : Turgut Kuzan [email protected]

Web sitemizi kullanırken karşılaştığınız problemleri, önerilerinizi lütfen e-posta ile iletiniz.