أَيَّامًا مَّعْدُودَاتٍ فَمَن كَانَ مِنكُم مَّرِيضًا أَوْ عَلَى سَفَرٍ فَعِدَّةٌ مِّنْ أَيَّامٍ أُخَرَ وَعَلَى الَّذِينَ يُطِيقُونَهُ فِدْيَةٌ طَعَامُ مِسْكِينٍ فَمَن تَطَوَّعَ خَيْرًا فَهُوَ خَيْرٌ لَّهُ وَأَن تَصُومُواْ خَيْرٌ لَّكُمْ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
2|184|(Oruç) Sayılı günlerdir. Artık sizden kim hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde (tutsun). Zor dayanabilenlerin üzerinde bir yoksulu doyuracak kadar fidye (vardır). Kim gönülden bir hayır yaparsa bu da kendisi için hayırlıdır. Oruç tutmanız, -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır.

Turgut Kuzan ayet yorumu

Oruç farz kılınan ÖNCEKİLER kimlerdir?

Oruç farz kılınan ÖNCEKİLER kimlerdir?

Oruç Allah’ın buyruğunu yerine getirmek için veya farz yahut vâcip olmamakla birlikte O’nun hoşnutluğunu kazanmak için nâfile ibadet niyetiyle müminin, belirli bir süre zarfında her türlü yemeyi, içmeyi ve cinsel ilişkiyi terketmesidir. 
İslâm’ın getirdiği oruç, zamanı, süresi, şartları, hangi fiillerle ve davranışlarla bozulduğu, tanınan kolaylıklar bakımından daha önceki dinlerde ve milletlerde görülen oruçtan farklıdır.

Oruç ibadeti İslâm’dan önce de bilinen ve İslâm’dakinden farklı da olsa uygulanan bir ibadet idi. 
Hz. Peygamber’in mensup bulunduğu Kureyş kabilesinden olanlar da âşûrâ günü oruç tutarlardı. 
Mekke’den Medine’ye hicret edilince burada Yahudilerin de aynı günde oruç tuttukları görüldü. 
Hz. Peygamber bunun sebebini sordu; “Bugün Allah Teâlâ’nın Mûsâ’yı kurtardığı gündür” dediler. 
“Bizim Mûsâ ile hak ilişkimiz sizinkinden daha fazla” buyurdu ve o gün kendisi oruç tuttuğu gibi müminlerin de tutmalarını emretti. 
Bir yıl sonra ramazan orucu farz kılınınca Hz. Peygamber, âşûrâ orucu için “ Dileyen tutsun, dileyen tutmasın” buyurdu. 
Böylece sözü edilen oruç farz olmaktan çıktı, mendup bir ibadet hükmünü aldı (Buhârî, “Savm”, 69, “Tefsîr”, 2/24; Müslim, “Sıyâm”, 132-137) .

Kur’an’da geçen “üzerinize yazıldı” ifadesi –aksine bir karîne bulunmadığında– “farz kılındı” mânasına gelmektedir. 
Bu âyet hicretin 1. yılında Hz. Peygamber tarafından tutulması emredilen aşûrâ orucunun farz olma hükmünü kaldırmış, onun yerine 2. yılın başında ramazan orucunu farz kılmıştır.

“Sizden öncekilere...”den maksat birinci derecede Yahudiler ve Hristiyanlardır; çünkü Müslümanların tanıdığı Ehl-i kitap’tan olan gayri Müslimler bunlardır. 
Yahudiler, ekim ayına rastlayan yılbaşılarından on gün sonra, gün batımından ertesi günün gün batımına kadar oruç tutarlar, günahların bağışlandığı gün olarak kabul ettikleri bu farz kılınmış oruç gününe “kipur” adını verirler. 
Ayrıca yılın farklı günlerinde tuttukları başka farz oruç ve nâfile oruçlar da vardır. 
Hıristiyan şeriatında –Tevrat’ta olandan başka– bir oruç yoktur. 
Hz. Îsâ kendisine peygamberlik gelmeden önce kırk gün oruç tuttuğu için hıristiyan din adamları bunu da ibadet olarak telakki etmişlerdir (İbn Âşûr, I, 157; Matta, 6/16).

Hz. Peygamber, “Allah’ın en çok sevdiği oruç Dâvûd peygamberin orucudur. 
O, bir gün açar (yer), bir gün oruç tutardı” buyurmuştur (Buhârî, “Savm”, 56; Müslim, “Sıyâm”, 181-202). 
Bu hadis daha başka peygamberlerin getirdikleri ilâhî dinlerde de oruç ibadetinin bulunduğunu göstermektedir.

“Sakınmanız için, sakınasınız diye” ifadesi oruç ibadetinin hikmetine ışık tutmaktadır. 
Dinde sakınmak (takvâ, ittikā) günahlarla ilgili bir sakınmadır, günahlardan uzak durmak, günaha girmemek için çaba göstermektir. 
Kurtulmanın, uzak durmanın yolları ve çareleri bakımından günahlar ikiye ayrılır: İçki, kumar, hırsızlık, gasp gibi günahlardan kurtulmanın yolu ve çaresi –bunların getirdikleri sonuçlar üzerinde– düşünmektir. 
Yasaklama, ceza tehdidi, başkalarının başlarına gelenler, verilen öğütler üzerinde düşünen insanlar bunlardan uzaklaşabilirler. 
Bir kısım yasaklar ve günahlar da vardır ki, bunların sâikleri (iticileri) öfke ve şehvet gibi tabii duygular ve içgüdülerdir. 
Bunlardan uzaklaşabilmek için yalnızca üzerinde düşünmek yetmez; itici duygular ve içgüdülerin baskısını azaltacak veya bu baskıya karşı iradenin gücünü arttıracak uygun araçlarla eğitime ihtiyaç vardır. 
Oruç bu eğitim için ideal bir yoldur. Oruç ibadetinin ferdin iradesini güçlendirmesi ve onu günahlardan uzaklaştırması yanında, maddî imkânları yerinde olanları yoksulların, mahrumların halleriyle hallendirmek gibi bir işlevi daha vardır. 
Yeme, içme ve cinsel ilişki arzularını istedikleri gibi tatmin edebilenler, bundan mahrum olanların durumlarını ancak, aynı şartları yaşayarak anlayabilirler ve ancak bu yoldan onlara yardımcı olma konusunda daha duyarlı ve aktif hale gelebilirler. 
İslâm eğitimcileri bedenin arzularını frenlemenin, isteklerini doyurma konusunda kısıntıya gitmenin, insana mahsus olup ruh, nefis, kalp gibi kavramlarla ifade edilen diğer unsurun gelişmesi üzerindeki müsbet tesiri üzerinde de ısrarla durmuşlardır.

“Sayılı günler”den maksat, 185. âyette gelecek olan ramazan ayıdır. 

Kaynak : Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 276-277
----------
Seyyid Kutub’un Fî Ẓılâli’l-Ḳurʾân tefsirin de ayet ile ilgili açıklamalar :

Yüce Allah her yükümlülüğün insan nefsi tarafından benimsenip yerine getirilebilmesi için O'nun itici ve coşturucu desteğine gerek olduğunu, sözkonusu yükümlülük ne kadar hikmet ve yarar içerirse içersin onun insan psikolojisi tarafından hoşnutlukla ve yüksünmesiz bir onayla karşılanabilmesi için bu ilâhî özendirmenin ne kadar gerekli olduğunu kuşkusuz herkesten iyi bilir.
Bundan dolayı oruç yükümlülüğü konusuna müminlere yönelik bu sevimli kendilerine aslî niteliklerini hatırlatıcı hitaplar giriyor. 
Bu müşfik seslenişten sonra, Allah'ın indirdiği bütün eski dinlerde de orucun farz kılındığı, bu farzın  ilk ve asıl amacının mü'min kalpleri takvaya, duyarlılığa, Allah'tan korkmaya ve arınmışlığa hazırlamak olduğu anlatılıyor:
"Ey müminler, sizden önceki ümmetlere olduğu gibi, günahlardan arınasınız diye, size de oruç tutmak farz kılındı." 
Böylece orucun asıl büyük gayesi meydana çıkmış oluyor. Bu büyük amaç takvadır. 
Çünkü kalplerde uyanış meydana getirerek Allah'a itaat etmek ve O'nun rızasına, hoşnutluğuna öncelik tanımak üzere bu ibadetin yapılmasını sağlayan faktör, takvadır. 
Ayrıca günahların, hatta insanın içinden hızla gelip geçen kışkırtmalar  biçimindeki günah meyilli duyguların, orucu bozmasını, zedelemesini önlemek amacıyla bu kalplerin koruculuğunu üstlenen faktör de takvadır. 
Bu ayetin seslendiği müminler, yüce Allah katında takvanın ne kadar önemli olduğunu,  O'nun terazisinde ne kadar. büyük bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. 
Bu yüzden takva, onların ruhlarının göz  diktiği, özlemle ulaşmak istediği bir amaçtır. 
İşte oruç, takva amacının bir aracı ve ona götüren bir yoldur. 
Böylece   olduğu içindir ki, bu ayet, takvayı oruç yolu ile yönelebilecekleri aydınlık bir hedef halinde müminlerin gözleri önüne  sermektedir. 
Son cümleciği tekrarlıyoruz: "Ola ki, günahlardan arınırsınız (içinizdeki Allah korkusunu geliştirirsiniz.)" 
Sonra oruç yükümlülüğünün sayılı günler ile sınırlı olduğu, buna göre ömür boyu sürecek bir farz ya da yılın bütün  günlerini kapsayan korkulacak bir yükümlülük olmadığı belirtiliyor
----------
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kuran‑i Kerim Türkce Meali ve Muhtasar Tefsiri :

Oruç, dinin en büyük rükün (esas)lerinden ve güçlü şeriatın en kuvvetli kanunlarındandır.
Nefs-i emmare, bu cihadla terbiye edilir.
Kötülüğe olan hırslar, bununla sakinleştirilir.
Oruç, bir kalb işi, bütün gün yiyecek, içecek ve cinsi münasebet gibi isteklerden nefsi alıkoymaktan oluşan kutsal bir cihaddır.
Hayatın lezzetini, iradenin kıymetini tattıracak en güzel bir özelliktir.
Fakat insan nefsine, ilahi emirlerin en meşakkatlisi görünür.
Bunun için, Allah'ın hikmeti, derece derece, önce şer'i emirlerin en hafifi olan namazın, ikinci olarak ortası olan zekatın, üçüncü olarak da en zoru olan orucun emredilmesini gerektirmiş ve böylece mükelleflere bir alıştırma yapılmıştır.
Bunun için

 اَلْخَاشِع۪ينَ وَالْخَاشِعَاتِ وَالْمُتَصَدِّقِينَ وَالْمُتَصَدِّقَاتِ وَالصَّاۤئِم۪ينَ وَالصَّاۤئِمَاتِ

“Mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar...” (Ahzab, 33/35) ayetinde övgü makamında bile bu tertip gözetildiği gibi, İslam'ın binası hadisinde de “Kelime-i şehadet, Namaz kılmak, zekat vermek, Ramazan orucu tutmak, Ka'be'yi haccetmek” (Buhari, İman, 1, 3; Müslim, 19-22; Tirmizi, İman, 3; Nesai, İman, 13) diye bu tertib gösterilmiştir.

Peygamberimizin Medine'ye hicretinin ilk zamanlarında Hz. Peygamber tarafından ayda üç gün, bir de aşure gününde oruç tutmak, bir nafile olmak üzere emredilmişti ki, buna ilk oruç denir.
Hicretten birbuçuk yıl sonra kıblenin değişmesinden sonra Şaban ayının onunda Ramazan orucu farz kılınmıştır.
Bazıları bu ayetlerin ve buradaki sayılı günlerin, ilk oruc hakkında olduğu ve bunun Ramazan ayetiyle tamamen neshedildiği görüşüne sahip olmuşlarsa da, doğrusu bu ayetler hep Ramazan orucu hakkında inmiştir. Şöyle ki:

 يَاۤ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا

Ey iman ile sorumlu bulunup da iman etmiş olanlar! Ey akıllı ve büluğ çağına ermiş iman ehli!

 كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَليٰ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ

Sizden önceki peygamberlere ve ümmetlerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı, yani farz kılındı.
Bundan dolayı oruç meşakkatinin sadece size yüklendiğini zannedip de gocunmayınız.
Oruç, öteden beri tatbik edilegelen ilahi bir kanundur.
Buna insanlığın, terbiye ve düzen bakımından büyük bir ihtiyacı ve tatbikinde hesapsız menfaati vardır.
Dilimizde oruç demek olan “sıyam, savm”, sözlükte nefsi meylettiği şeylerden, isterse bir söz olsun alıkoymak yani kendini tutmaktır.

 اِنّ۪ى نَذَرْتُ لِلرَّحْمٰنِ صَوْماً

“Ben Rahman'a bir oruç adadım.” (Meryem, 19/26) ayetinde bu manayadır. Mutlak olarak tutmak manasına da gelir.

 خَيْلٌ صِيَامٌ وَخَيْلٌ غَيْرُ صَائِمَةٍ

“Tutulan atlar ve tutulmayan atlar” gibi.
Bu konudaki ayetlerden ve Peygamberimizin öğrettiklerinden anlaşıldığına göre şeriattaki manası ise, nefsin en büyük istekleri olan yeme, içme ve cinsel ilişki gibi bilinen zaruri ihtiyaçlardan, niyet ederek bütün gün kendini tutmaktır.
Tam anlamıyla tarif edilmek üzere: Ehliyetli bir insanın, sabahın başlangıcından güneşin batışına kadar batın hükmünü taşıyan içine herhangi bir şeyi sokmaktan ve cinsi ilişkiden, ibadet niyetiyle nefsini alıkoyması yani kendini tutmasıdır.
Buna göre ağzına veya burnuna bir şey giderse bozmaz.
Fakat dimağına ve bedenin içine bir şey girerse bozar.
Demek ki bedene şırınga ve aşağıdan lavman yapılması da orucu bozar.
Söz orucu bozmaz. Fakat nefisle cihad için susmak, zikir ve fikirle meşgul olmak mendub ve daha uygundur.
Niyetsiz ve yalnız geceleyin kendini tutmaya oruç denmez.
Bu şekilde şer'i oruç, sözlükteki oruçtan daha özeldir.
Burada geçmiş ümmetlere benzetmekten maksadın, vacib oluşunun aslında, orucun sıfatında veya sayısında veya vaktinde olması muhtemeldir.
Bir rivayete göre Ramazan orucu ve aynı miktar oruç Yahudilere ve Hristiyanlara da farz kılınmıştı.
Yahudiler, bunu terk etmişler ve yılda bir gün oruç tutmaya başlamışlar ve bu günün, Firavun'un suda boğulduğu gün olduğu iddiasında bulunmuşlardır.
Oysa bunda da yanılmışlardır. Çünkü Firavun'un boğulması, aşure gününde olmuştu.
Hıristiyanlara gelince, onlar da Ramazan'da oruç tutarlarmış.
Nihayet pek şiddetli bir sıcağa tesadüf etmişler. Bunun üzerine yaz ile kış arasında mutedil, sabit bir mevsim tayin edilmesinde alimlerinin görüşü toplanarak orucu bahara tahsis etmişlerdir.
Bu değişikliğe keffaret olmak üzere de on gün daha ilave etmişler. Böylece oruçları kırk güne çıkmıştır.
Sonra hükümdarları hastalanmış veya aralarında salgın ölüm olayı meydana gelmiş, bunun için de on gün daha ilave etmişler ve orucu elli güne çıkarmışlardır.
Daha sonraları, şeklinde de değişiklik yaptılar ki, buna perhiz denir.
İşte burada bu değişikliği dikkate almadan esas itibariyle, orucun sıfatında, veya sayısında yahut da vaktinde olmak üzere üç noktadan biriyle benzetme yapılmış ve bu kanunun eskiliği gösterilmiştir.
Fakat bu benzetme, mücmel olduğundan açıklamaya muhtaçtır. İlerde geleceği şekilde sırasıyla açıklanacaktır.
İşte ey müminler! Size de oruç farz kılındı

لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

ki, koru-nabilesiniz. Oruç sayesinde nefsinize ve şehvetlerinize hakim olma alışkanlığını elde ederek günahlardan, tehlikelerden sakınıp takva mertebesine erebilesiniz.
Çünkü oruç, şehveti kırar, nefsin heveslerini mağlub eder. Azgınlıktan, kötülükten meneder.
Dünyanın adi lezzetlerini, makam ve yükselme davalarını küçük gösterir, hayatın lezzetini tattırır, kalbin Allah'a bağlılığını artırır, ona bir meleklik zevki ve saflığı bahşeder. Çünkü,

 اَلْمَرْءُ يَسْعيٰ لِغَارَيْهِ بَطْنِهِ وَفَرْجِهِ

“Kişi, karnı ve tenasül organı olmak üzere iki deliği için koşar.” (ez-Zemahşeri, Esasü'l-Belağa, 458; ez-Zebidi, Tacü'l-Arus, III, 458) darb-ı meseli hükmünce insanları her derde sokan şehvetlerin esası, karın ve tenasül organı şehvetidir.
İnsanın insanlığı da bunlara hakim olmasındadır.
Oruç ise ilk önce bu ikisini kırar, düzene koyar.
Onların mecbur ettiği şeyleri, zarurilikten kurtarıp, isteğe bağlı bir hale çevirir.
Öyle ki, oruç tutmayan insanlar, şehvetli arzularının önünde bir oyuncak gibi yuvarlanıp kıvrandıkları, akıl ve iradelerine sahip olmayarak gelişi güzel günahlara sürüklendikleri halde, oruç tutanlar, tersine bunlara hakim olur.
Kendini zaptetmesini ve nefsinin arzularını da ihtiyacına göre kullanmasını bilir.
Bunun için Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, nefisleri azgın olanlar hakkında

 فَعَلَيْهِ بِالصَّوْمِ فَاِنَّ الصَّوْمَ لَهُ وِجَاءٌ

“Oruç tutsun, çünkü orucun güzel bir tesiri vardır.” (Buhari, Savm, 10, Nikah, 2,3; Müslim, Nikah, 1; Nesai, Sıyam, 43; İbn Mace, Nikah, 1; Darimi, Nikah, 2) buyurmuştur.
Oruç tutmayan, sabretmesini bilmez, nefsini normal şekilde kullanma yollarını gözetmez.
Hele refah içinde yaşayanlar, hiç oruç tutmazlarsa, bütün hürriyetlerini şehevi arzularına kaptırırlar.
Şunun bunun ırzına ve malına tecavüzden kendilerini alamazlar, haram helal seçmezler.
Hatta vicdanları da istemeye istemeye, rezaletlere atılırlar.
Nihayet nefislerine de zulmederler, kendilerini akıl ve vicdanın, din ve imanın aksine telef ederler.
“Kimi vicdana dokundu kimi cism ü cana
Zevk namına ne yaptımsa peşiman oldum”
diyerek inlerler giderler.
Böyle şehvet esiri olanlar, o kadar sabırsız ve o kadar aç gözlü olurlar ki, bir gün aç kalmakla hemen ölüvereceğiz zannederler.
Bu zanla da orucu zararlıymış gibi kabul ederler.
Halbuki oruç, gerek fert ve gerekse toplum açısından büyük bir ruh terbiyesini içerdiği gibi, aynı zamanda midenin ve bedenin dinlenmesiyle sıhhi ve tıbbi vücuda ait birtakım faydaları bulunan bir beden eğitimini de içine almaktadır.
Oruc,

 وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَئْ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعٍ

“Çaresiz sizleri biraz korku ve biraz açlıkla imtihan edeceğiz.” (Bakara, 2/155) ayetinde işaret buyurulan “biraz açlık”tan bir hissedir ki, bu sayede uzun uzadıya ahiret açlıklarının önüne geçilecek ve büyük sabır müjdelerine erişilecektir.
İnsanlık tarihinde öyle zamanlar olur ki, günlerce açlığa dayanmayı alışkanlık haline getirebilecek bir beden terbiyesinin, hayatın ayrılmaz parçalarından birisi olduğu takdir edilir.
Bu cümleden olarak, büyük savaş devirlerinde böyle bir melekenin gerekli olduğu daima hissedilegelmiştir. Bu bakımdan

 اَلصَّوْمُ جُنَّةٌ مِنَ النَّارِ

“Oruç, ateşten koruyan bir kalkandır.” (Buhari, Savm, 2; Nesai, Sıyam, 43; İbn Mace, Sıyam, 1, Zühd, 22, Fiten, 12) hadis-i şerifi ifade buyurulmuştur.
Orucun bu şekilde bedene kuvvet, dayanıklılık, nefsin arzularına ölçü bahşeden birtakım ruhi ve bedeni faydaları; hayatın ve insanlığın tadını tattıran ve fakirlerin hallerini hissettiren, sosyal ve ahlaki yönden güzel menfaatleri bulunmakla beraber bunların hepsi birer fayda olup, vacib (farz) oluşunun sebebi ve hikmeti değildirler.
Orucun vacib (farz) oluşunun asıl hikmeti, Allah'ın emrine boyun eğmekle kulluk zevkini tatmak; ruhu, riya eserlerinden temizleyerek kuvvet ve ihlası artırmak ve kendini bizzat Allah'ın korumasına teslim etmek için nefisle cihad etmektir.
Nitekim Cenab-ı Allah, bir kudsi hadiste

 اَلصَّوْمُ ل۪ى وَاَنَا اَجْزِ۪ى بِه۪

“Oruç, benim içindir. Onun mükafatını ancak ben veririm.” (Buhari, Savm, 9; Müslim, Sıyam, 160,162,164; Tirmizi, Sıyam, 54; Nesai, Sıyam, 41; İbn Mace, Edeb, 58, Sıyam, 1; Muvatta, Sıyam, 58; Ahmed b. Hanbel, I, 446, II, 232, 234) buyurmuştur. Böylece

 لَعَلَّكُم تَتَّقُونَ

“gerek ki sakınasınız” ifadesi, orucun hikmet ve menfaatlerini, faydalarını ve yararlarını, sebep ve maksatlarını bütün genişliğiyle ifade eden ilahi bir beyandır ki hepsini maddi, manevi, din ve dünyaya ait maksatları içine alan “sakınma” özelliğinde toplamıştır.
İşte güç gibi görünecek olan oruç, bu kadar güzel bir ibadettir. Hem bu, her zaman olmadığı gibi, çok bir müddet de değildir.
Size farz kılınan oruç,

 اَيَّاماً مَعْدُودَاتٍ

sayılı günlerdedir. Yani senenin günlerine oranla az ve sınırlı günlerdedir.
Hem de sizin sağlığınızı bozmayacak ve gücünüzü tüketmeyecek bir şekilde, mazeretlerinizi de gözeterek meşru kılınmıştır.

Görüntülenme : 165


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim : Turgut Kuzan [email protected]

Web sitemizi kullanırken karşılaştığınız problemleri, önerilerinizi lütfen e-posta ile iletiniz.