لَّيْسَ الْبِرَّ أَن تُوَلُّواْ وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَلَـكِنَّ الْبِرَّ مَنْ آمَنَ بِاللّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَالْمَلآئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّينَ وَآتَى الْمَالَ عَلَى حُبِّهِ ذَوِي الْقُرْبَى وَالْيَتَامَى وَالْمَسَاكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَالسَّآئِلِينَ وَفِي الرِّقَابِ وَأَقَامَ الصَّلاةَ وَآتَى الزَّكَاةَ وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ إِذَا عَاهَدُواْ وَالصَّابِرِينَ فِي الْبَأْسَاء والضَّرَّاء وَحِينَ الْبَأْسِ أُولَـئِكَ الَّذِينَ صَدَقُوا وَأُولَـئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ
2|177|Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Ama iyilik, Allah a, ahiret gününe, meleklere, Kitaba ve peygamberlere iman eden; mala olan sevgisine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip-dilenene ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlardır ve müttaki olanlar da bunlardır.

Turgut Kuzan ayet yorumu

İyilik nedir?

İyilik nedir?

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır Kuran‑i Kerim Türkce Meali ve Muhtasar Tefsiri :

Kıraet:

 لَيْسَ الْبِرَّ

Hamza ve Asım'dan Hafs, ranın fethasıyla; diğerleri ranın zammesiyle okurlar ki, birincisinde «

اَلْبِرَّ

» kelimesi <

لَيْسَ

 nin haberi; ikincisinde ismidir.

 وَلٰكِنَّ الْبِرَّ

Nafi ve İbn Amir “nun”un tahfif ve kesresi, ranın zammesiyle,

 وَلٰكِنِ الْبِرُّ

diğerleri nunun teşdid ve fethası ve ranın da fethasiyle

 وَلٰكِنَّ الْبِرَّ

okurlar. 

 لَنْ تَنَالُوا الْبِرَّ

“Gerçek iyiliğe ulaşamayacaksınız.” (Al-i İmran, 3/92) ayetine bak!)
Nüzul (İniş) Sebebi: Ayetin inmesine Kitap ehlinin, kıblenin değiştirilmesi meselesinde dedikoduyu ileri götürmeleri, Yahudi ve Hristiyanlardan her birinin, kendi kıblelerine yönelmenin daha hayırlı olduğunu iddiada ısrar etmeleri sebep olmuştur.
Bunun için onlara ve bu vesile ile bütün insanlara hitaben buyuruluyor ki: Ey İnsanlar!

 لَيْسَ الْبِرَّ اَنْ تُوَلُّوا وُجُوهَكُمْ قِبَلَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ

Yüzlerinizi doğuya ve batıya doğru çevirmeniz, işin aslında istenen erginlik ve hayır değildir.
-Diğer kıraete göre- Asıl istenen erginlik ve hayır, yüzlerinizi doğuya ve batıya doğru çevirmeniz değildir.
Bir kere doğu ve batının kıble edinilmesinin hükmü kaldırılmıştır.
İkincisi, doğuya ve batıya dönmek zaten ısrar edilmesi gereken bir erginlik ve hayır zannedilmemelidir.
Kıble meselesinin ve hatta Ka'be'ye bile yönelmenin önemi, kendisi için istenen bir erginlik ve hayır olduğundan değildir.

 وَلٰكِنَّ الْبِرَّ

Fakat işin aslında erginlik ve hayır sahibi, gerçekten iyiliğe eren,

 مَنْ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ وَالْمَلٰۤئِكَةِ وَالْكِتَابِ وَالنَّبِيِّ۪ينَ

Allah'a ve sorumluluk günü olan ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman etmiş,

 وَاٰتيٰ الْمَالَ عَليٰ حُبِّهِ

ve helalinden mal kazanıp, seve seve

 ذَوِى الْقُربٰي

herhangi bir yakınlığa sahip bulunan akrabalarına,

 وَالْيَتَامٰي

muhtaç olan yetimlere,

 وَالْمَسَاك۪ينَ

fakirlikten kımıldanamayacak halde bulunan yoksullara,

 وَابْنَ السَّبِ۪يلِ

yol oğluna, yani uzun yoldan gelmiş misafire,

 والسَّآئِل۪ينَ

ihtiyac ve zaruretin zorlamasıyla dilenme zilletine düşmüş dilencilere -ki bir hadis-i şerifte:

 اَعْطُوا السَّائِلَ وَلَوْ جَاءَ عَليٰ فَرَسٍ

“Dilenene, at üzerinde bile gelse veriniz.” (Ebu Davud, Zekat, 33; Muvatta, Sadaka, 3; Ahmed b. Hanbel, I, 201) diye rivayet edilmiştir

 وَفِى الرِّقَابِ

Rikab, rakabe' nin çoğuludur. Rakabe sözlükte boyun kökü demek olup, mecazen insanda ve şer'an hürriyetini kaybetmiş olan insanda kullanılır ki, burada bu manayadır.
Yani, esirler uğrunda; köleliğe düşmüş insanların kurtulup azad olması hususunda, Mükatebeye kesilmiş olanların kurtuluş için ödeyecekleri bedele yardım etmek veya satın alıp azad etmek veya esasen esirlikten kurtarmak üzere hediye veya sadaka olarak mal vermiş,

 وَاَقَامَ الصَّلوٰةَ

farz namazlarını doğru dürüst kılmış, dininin direğini dikmiş,

 وَاٰتيٰ الزَّكوٰةَ

zekatını da ayrıca vermiş, İslam köprüsünden geçmiş olan kimse,

 وَالْمُوفُونَ بِعَهْدِهِمْ اِذَا عَاهَدُوا

bir hususta andlaşma yaptıkları, kesin söz verdikleri zaman sözlerini yerine getiren vefakarlar,

 وَالصَّابِرِينَ ف۪ى الْبَاْسَاۤءِ وَالضَّرَّآءِ وَح۪ينَ الْبَاْسِ

ve özellikle fakirlik, sıkıntı, hastalık ve kötürümlük gibi zaruret durumlarında ve bir de düşmana karşı savaş zamanında, savaş alanlarında sabreden sabırlı kimselerdir.
Aslında erginlik ve hayır, gerçek iyilik, bütün bu sayılan kimselerin erginliği, bunların iyilikleridir.
Arap dilinde övgü şeklinde meydana gelen sayımlarda i'rabın merfu ve mansub olarak değişmesi, övgüye dikkat çekmek için bir adettir.

 وَالصَّابِرِ۪ينَ

kelimesi bu türden olmak üzere “ya” ile mansub olmuştur ki, mukadder medih (övgü) fiilinin mef'ulüdür.

 اُولٰۤئِكَ

İşte bu güzel sıfatlarla vasıflanmış olan kimseler,

 اَلَّذ۪ينَ صَدَقُوا

öyle kimselerdir ki, dinde, hakka uymada, iyiliği ve hayrı aramada, doğruluk ve vefakarlık yapmışlar, doğruluklarını ispat etmişlerdir.

 اُولٰۤئِكَ هُمُ الْمُتَّقُونَ

İşte, müttakiler bunlardır, bu iyilik ve doğruluk sahipleridir. Allah'a şükür de böyle doğruluk ve sadakatle yapılır.
Görülüyor ki, bu ayet-i kerime açıkça veya delalet yoluyla, insanlığın bütün üstün vasıflarını içinde toplamıştır. Buna işaretle Peygamber (s.a.v.) Efendimiz de:

 مَنْ عَمِلَ بِهٰذِهِ اْلاٰيَةِ فَقَدِ اسْتَكْمَلَ اْلا۪يمَانَ

“Her kim, bu ayet ile amel ederse, imanını kemale erdirmiş olur.” (Nesefi, Medariku't-Tenzil, I, 249) buyurmuştur.

Görüntülenme : 446


E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İletişim : Turgut Kuzan [email protected]

Web sitemizi kullanırken karşılaştığınız problemleri, önerilerinizi lütfen e-posta ile iletiniz.